Profil de ρяσƒ נα∂єρяσƒ уєşιмPhotosBlogListesPlus Outils Aide

Blog


13 juillet

yüreğinin ğötürdüğü yerlerde son deminde kaynayasın...

 

Herşey karşılığını bulduğunda arzımda
Bende diyece
ğim dünyaya merhaba.
Her gülü
şümde binbir acı saklı olsada.
Olanca gücümle haykıraca
ğım insanlara.

Tren tünele her girdiğinde
Bakın hele
şu haykırıpta gülene!
Ne kadarda mutlu görünüyor!
O,aslında kendini sömürüyor.

Kalemlerin lisanında yoktur ayrılık.
Hiçbir zaman oldu mu bizde gayrılık?
Nedir bu yüklü bulutların sebebi;
Yoksa gözya
şlarımın mı tercümesi?

Yüreğindeki çarpıntı,içtiğin su.
soludu
ğun hava,yada
Rüyaların kadar vazgeçilmez olsaydım,,
Yinede benden vazgeçermiydin?

 

6 juillet

baharım ğelmezse ğönlüme açmasın çiçeklerim..ğüneşi yemyeşil ğözlerinde ğörmezsem doğmasın sabahlarım...

 

Yoksun

Gözlerimde bu gece,
Karanlık ezer içimdeki türküleri.
Uzat ellerini,
Ü
şüyor yüreğim,
Umutlarını ört üzerime.
Islanıyor kirpiklerim.
Yüreginle sil gözlerimdeki yanan denizleri.

Yoksun,
Gülü
şlerimde bu gece,
Yalnızlık deler icimdeki dü
şleri.
Hasretine gebe gönlüme,
Baharımsı gülü
şlerini giydir.
Ne olur dokun gözlerime.
Yoksa, kayacak aynalarımdaki
Sevdana gülümseyen yıldızlarım.
Gözlerinle yıka karanlı
ğa boyanmış ellerimi.

Yoksun,
Bozkırlarım ye
şermiyor bu bahar.
Köklerini yollunmu
ş tomurcuklarla
Sarıyorum hasretini.
Gözlerimde solmu
ş anılarla
Soluyorum icimdeki sevgini.
Bırak dökülsün gözya
şların
Tozla topra
ğa karışş yüreğime.

Yoksun

Acılarımı son kez icime cekerken.
Bir cüz daha iciyorum
Hüznün okyanuslarından.
En tuzlusundan,
En acısından,
Kana kana sensizli
ği iciyorum.
İsmini sayıklayan dudaklarımla.
Ne olur son kez ört üzerimi
Ü
şümesin karanlıklarda gözlerim.
Gözya
şlarınla yıkayıp,
Acılarınla kefenleyip,
Yüre
ğindeki en sıcak yere göm beni. 

2 juillet

SEVMEYİ ÖĞRETMEDİLER BİZE SEVGİLİ…

 

 

Şimdi senden ve kendimden,
Tüm her
şeyden vazgeçişte bile,
Bir hayalin gölgesinde
Saklayaca
ğım seni ebediyete..

Bize sevmesini öğretmediler sevgili,bize hep sevgiyi saklamasını öğrettiler.Hep bekletmeyi, hep ertelemeyi…bu yüzden biz kiminle birlikteysek bir diğerini ama hep uzakta olanı özledik, hiç dinmedi doyumsuzluğumuz, biz hep uzaktakini sevdik sevgili… yanımızdakini değil, odamızın duvarının arkasındakini değil, bir şeyler paylaşğımızı değil, uzaklardakini, ulaşamadığımız kadar uzaklardakini sevdik…

Yanımızdakileri kırıp geçirdik, incitip üzdük de, hep ulaşamadıklarımıza sakladık söyleyemediğimiz o güzel sözleri… Özlediğimiz sevgiden delice korktuk biz sevgili. Sevmek bizim için sınırlarımızdan hiç çıkmamaktı. Kendi sınırlarımızda sevmek hep kapana kısılmaktı. Bu korku yüzünden hep karşımızdaki insanların sevgisini eksik bulduk, küçümsedik onların sevgisini, yeni heyecanlar arama isteği vardı. Bir kişide takılı kalmak ne kadar basit diyorduk. Gözümüz hep uçan kuşlardaydı. Yüksek dağların en tepesinden bakıyorduk insanlara biz.

Kaç zamandır kendimizi kandırdık sevgili. Kimi sevenler şarkılarda yaşatır sevdiğini, kimi eski cüzdanındaki eski, soluk bir resimde, kimi ise hayallerle süslediği sınırlı dünyasında anlatacak çok şeyleri yoktur. Çok olan sadece çektikleri acılardır sınırlı dünyalarında. Bunu bilirler sevgili, ama kıramazlar zincirleri. Aşkı, sevmeyi, sevilmeyi kendimizi adamayı o kadar çok özlemişken, aynı zamanda ikiyüzlülükte içimize işlemişti. Kendimden biliyorum, gözümüzde hayatımızın zerre kadar önemi yoktu. Gerektiğinde hayatımızı hiçe sayacak kadar kahraman ama bir o kadar da yalancı ve riyakardık sevgili. Patlayıcı bir madde gibi taşırdık sevgileri. Kaygı dolu, ürküntü dolu bir sır gibi taşırdık sevgileri. Okuduğumuz yoksulluk romanlarında, gözyaşlarıyla seyrettiğimiz filmlerde anlatılan kahramanların hayatlarından daha berbattı hayatımız aslında. Ama kendimize duymadığımız şefkati onlara duyardık… Birbirimize ne kadar ne kadar üzüldüğümüzü gösteremediğimizden, birbirimizin derdine yeterince eğilemediğimiz için bu filmlerdeki kahramanların hayatlarına ağlardık doyasıya…. Aslında birbirimizi çok sevmek istiyorduk, ama nedense çok utanıyorduk bundan ve hep erteliyorduk. Yürürken sokakta karanlıklar eşlik ederdi yalnızlığımıza. Sokağın sonunda o gökyüzünün yalancılığı bizi de vururdu kaybolan o sahipsiz aşkları da…Biliyor musun bugüne kadar hep seviyormuşum gibi yaptım ben. Aslında onları tanımıyordum ben, ama yinede ihtiyacım vardı sevgilerine. Bağışlasınlar beni ve unutmasınlar, onlar adına onlardan daha çok acı çektim ben…

Bir tek seni tanıyorum aslında ben…
Bir tek seni…
Dinliyorum anlat hadi…

Demek sonsuza dek kaçıyormuş insan kendisinden……

 

16 juin

"Bir mavi denizdeyiz şimdi seninle..Ak bir martı gibi umut ve sevinç yüklü gemimiz..Mutluluk Rüzgârları vuruyor yelkenlerimize..Pupa yelken yol alıyoruz sabaha..Güneşli günlere çıkıyoruz mavi gecelerden.!

 

Ey Aşk,
onun varlı
ğında kaybolmak değil; onunla yeni bir ben olmak dileğim. Ben yeni bir dünyayım onun için mis gibi bahar kokan... O da bir okyanus benim için, koyu mavi derinliklerinde yosun kokan.Onun benden öğreneceği şefkat var, karşılığında bana vereceği güven...

Ey A
şk,
Niyetim kendimi feda etmek de
ğil yeni bir ben olmak sayesinde.. Koklamak ilk gez duyuyormuşcasına kokusunu, tüm çiçekleri sonra elma şekeri tadında yaşamak tüm sevinçleri..

Ey A
şk!
Gözlerinde kaybolmak de
ğil istediğim, içimdeki amansız fırtınayı gözleriyle dizginleyebilmek.. Onda kendi varlığımı kaybetmeden, tüm güzelliklere onunla adım atmak tüm bilinmez kapıları birlikte açmak..

Ey A
şk.
Gölgesinde kaybolmak de
ğil "biz" olabilmek tek dileğim..

 

 
15 juin

heryer soğuk hep karanlık..kendi kendime tarifsiz..şimdi uzaktan sebepsiz..

 

 

Sana sevgim, dalgaların kumsalı öpüşünde gizli.

Bayramlı
ğı yırtılan çocuğun hayallerinde, Oyuncağı kırıldığında kan ağlayan yüreğinde gizli.

Adına gül dedikleri halde, elde edebilmen için mutlaka canının yanması gereken, kanını akıtmak isteyen çiçeklerin hem en güzelinde, hem en acımasızında gizli.

Sana sevgim, anne diye a
ğlayan çocuğun muhtaçlığın da, gözünden dökülen inci tanelerinde gizli.

Sana sevgim, yere dü
şğünde öleceğini bile bile, toprağa kavuşmak için acele eden bulutların gözyaşında gizli.

Sana sevgim, bazen ya
şamla aramdaki tek bağ olurken,bazen ölmek için yeterli sebebim.

Gülmek içinde, a
ğlamak içinde bahane sıkıntısı çekmeyeceğim kadar cömert.
İlkbaharda yaprak döktürecek, duyguları öldürecek kadar acımasız, küllerinden doğmayı başarabilecek kadar yenidünya.

Sana sevgim, ödenilecek bedelleri hiçe saydıracak cesarette bir kahraman.

Bazen ate
ş, bazen su olma zıtlığını içinde barındıran tezat.

En güçsüz anımda doping etkilerini içinde saklayan gizli güç.

Sana sevgimi anlatmaya çalı
ştıkça, tarif etmenin imkansızlığını yüzüme vurdu.
Vazgeçtim


Bu tarif beni a
şar
Bu beden sevgine sahip oldu
ğu sürece yaşar.

 

12 juin

...:::"Ben sevdamı kefenledim Âşkı mavi deryaya saldım Yokluğu sineye attım Umut rüzgârını sırtlandım .....

Küçük ellerime düşleri giydirip yüreğimin resmini çizdim gökyüzüne…

Zamanın gözbebeklerinden yuvarlanıp seni " sana " yazdım dün gece. Oysa yarın erken kalkacaktım. Göğsünde dikenleri taşıyan rüzgarların saçlarını yıkayacaktım gözyaşlarımla. Sütten yeni kesilmiş dağ ceylanlarını sabah ezanında uyandıracaktım. Uyumalıydım aslında. Kirpiklerim, uykuya hazırdı oysa. Ama ben seni düşündüm yıldızların siyahı giyindiği gecenin dar vakitlerde. Uykusuzluğumu taş dibeklerde dövüp ben seni " sana " yazdım dün gece. Yüreğimi kalem bilip sevdamı bıraktım mürekkebin sıcak koynuna. Yürek luğatindeki tüm kelimelerimle bir bir seni anlatmaya çalıştım. Seni " sana " yazdıkça , gözlerin parmak uçlarımı okşuyordu sanki. Dur durak bilmiyordum. Kalemin ucundan mürekkep değil bembeyaz yüreğinin mavi denizlerine " ben " akıyordum sanki…

Hatırlar mısın canım, seni sevdiğim zamanları. Gözlerini ilk gördüğümde; güneş, nadasa bırakılmış toprağa ekiliyordu. Yıldızlar, gecelere bir gelin edasıyla birer birer seriliyordu " seni" yüreğime ördüğümde. Güneş, toprağa; gece, karanlığa; kelebekler, bahara ve ben sana sevdalıydım. Utangaç yanaklarına uzanıp gözlerimi pamuksu düşlere kapatmıştım. Sesin, hoyrat meltemlerin sarıldığı deniz kadar ılıktı. Dokunmaya bile kıyamadığım bir yürektin sen. Her gece uyurken gözlerine cicekleri taşırken gözbebeklerini inciteyeceğim diye korkardım. Gözlerinin içine bakmaktan çekinirdim. Her baktığımda buz dağının güneşin karşısındaki erimesi gibi gözlerindeki umut tanelerinin de erimesinden korkardım.

Bilirsin, ellerim küçüktür benim. Küçük ellerime düşleri giydirip yüreğimin resmini çizdim gökyüzüne. Alnındaki ince cizgileri işledim bulutların narin gözlerine.. Oysa irin toplamış acıları soğuk kaldırımlarda dövmekte usta olan ellerim, yüreğinin resimini gökyüzü tuvaline yapamayacak kadar acemiydi. Oysa alnındaki ince çizgileri bulutların gözlerine işlemekten aciz ve bir o kadar kabaydı…Gözlerini, suya; yüreğini semaya yazdım. küçük ellerimle nasıl çizdim bilmiyorum ama dün gece seni " sana " yazdım.

Seni " sana " yazdığımda sen uyuyordun. Ay ışığı saçlarına beyazları giydirmişti..Kangren gece, kirpiklerine yaslanıp delicesine umudu soluyordu.. Avuç içlerinde, rüzgarla olan kavgalarını bir türlü bitiremeyen hayırsız fırtınalar sabahın geceden ayrılışını bekliyordu . Oysa senin olan bitenden haberin yoktu. Sen, gül kokulu Melek’lerin omuzlarına göğsünü dayayıp sanki Cenneti soluyordun yatağında. Mavi denizler, karakışlara gelin gitmiş baharların tozlu dudaklarını yıkıyorlardı o masum gözlerinde. Önünde eğilip yüreğinin soluk alışını izledim.. Öyle duruydu ki gözlerin, öyle ılıktı ki nefesin; senden habersiz her nefes alışında nice yetim kırlangıçlar sıcak iklimlere kanatlanıyordu. Yağmurun toprağa düşerken nabzı atmıyordu..Çünkü sen uyuyordun .Sen hulyalarda Cenneti soluyor ve huzur şehirlerini bulutların üzerinde izliyordun..Hiçbir sey bu güzelliği bozmamalıydı..Ve karanlık sırf sen uyanmayasın diye cığlıklarını yüreğine gömüp dudaklarını kanatarak yeni günün doğumuna sessizce tanıklık ediyordu…

Birazdan zaman; yeni doğacak sabahın, arsız karanlığın esaretinden kurtulup özgürlüğüne kavuşma çığlıklarına gebe kalacaktı. Güneş, perdelerine eğilip baharın umutlarını fısıldayacak. Saçların, bir karanfil kadar güzel kokacak. Ve ben bir nefes kadar yakında seni izliyor olacağım. Zannetme ki, yanındayım. Ben, senin tarafından sevilmenin verdiği güçle, yeni filizlenmiş ciceklerin dallarını kıran fırtınalara kafa tutacağım. Uykusunu almış ceylanları uyandırıp senin gül desenli yanaklarına salacağım. Ve avuç içlerinin terine kıyamadığım için rüzgarın peşine düşüp yüreğine ılık meltemleri yollayacağım. Ve akşam olup sen uyuduğunda ben senin yüreğine geleceğim. Dün gece kaldığım yerden seni " sana " yazmaya devam edeceğim.. beni hiç umutmaman için. 

 

 
1 juin

ne yaşadıklarımız..ne hayal ettiklerimiz...awuçlarımda kalan bir tutam hüzün we kayıp ğiden umursuz yaşam..

 

 

 

Mutluluklara geç kalınır mı hiç?
Ben hep geç kaldım. Yakalayamadım bir türlü… Ulaşamadım ona… Nasıl bir duygudur mutluluk hiç tadmadım. Gözlerimi kapattım, hayal ettim mutlu günleri fakat hepsi bir hayalde kaldı işte… Sonra açtım gözlerimi dünyaya, baktım karşıya. Gözlerimi alan bembeyaz bir ışık gördüm aynada. Elimi uzattım, yaklaştım ama tutamadım. Benimmiş gibi, çok yakınımdaymış gibi yaşadım ama ona ulaşmayı başaramadım.

Acılara geç kalınır mı hiç?

Ben kalamadım. Hep en başından beri acılar yoldaşım oldu benim. İçtiğim su, yediğim ekmek, soluduğum hava her şey ama her şeyde o vardı. Kurtulmalıyım dedim, kaçtım fakat hep yakalandım. Ben kaçtım, o kovaladı. Hiç yakamdan düşmedi yani… Düşüremedim.

Mutluluklara hep geç kaldım.
Acılarıysa hep erken yaşadım.
Anladım ki…
Neyi erken yaşadıysam hep ona geç kalıyorum.

Hayat her şeye rağmen çok güzel, her şeye rağmen yaşamaya değer fakat hiç adil değil bir kez daha görüyorum.

Mavi deniz, ortasında ben…
Ellerim iki yanımda sağa sola bakıyorum.
Sonra bir iç çekiyorum.
Ve kendi kendime söyleniyorum.
Bir oyundu beyazlarım.
‘Evet’ lerim yalan.
Hilebazların ortasında
Ruhum talan…!
Kalbim talan…!

27 mai

M€L€KL€R BİT€N AŞKLARA AĞLARMIŞ...

 

Bu gece;
Meleğimizi gördüm
Her yerde bizi arıyordu…
Birbirini çok seven o iki DELİ YÜREĞİ…

Yalnızdı..
Belli ki o da kaybetmişti eşini.
Elimden tuttu ve;
“O günden beri CAN’ın yanında”
diye fısıldadı….

Sustum sadece sustum.
Ve ben sustukça,
Gözümde beliren iki damla yaş konuştu.
Anladım ki;
Melekler biten aşklara ağlarmış

 

6 mai

seni wefasız aşklara bırakıyorum..yüzümü kırılan bardaklarda ara..düşünme ben ne olurum..sanırım , bir daha onarılmaz incinen ğururum.........

 

 

Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum Gidiyorum
bütün acılarımı vurup sırtıma
umutları bırakıp başucuna
ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp
şiirlerimi sarıp bohçama
yüreğimin yangınına gidiyorum
hoşca kal usul boylum, güzel gözlüm hoşca kal
Gidiyorum
gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp
yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum
içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın
sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar
gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum.
Gidiyorum
başımda gam, gözlerimde nem
bütün hatıraları bırakıp geride
usulca çekip kapıyı ardımdan
alıp başımı gidiyorum buralardan
şafak sökmeden kimseler görmeden
yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum
sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için…
Gidiyorum
bir bilinmeze doğru
hem yol, hem yolcu olmaya
acılarımla başbaşa kalmaya gidiyorum
bütün yıldızları takıp kanatlarıma
bir kelebek gibi özgür olmaya gidiyorum.
Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek
ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde
gecelerin zifiri saçlarında kaybolmaya
bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum.
Bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim
artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime
ne okuyacak bir şiirim
gözlerimin içindeki iki damla gözyaşı gibi
bakmadan ardımdaki uçurumlara
alıp götürüyorum yüreğimdekileri de
hoşca kal ...
 
4 mai

ölüm olsan ne çıkar..zülüm oln kaç yazar..ateş olsan yakarsın amma benim kadar...benim kadar...

        

                                                   

Hala Aşksın Sen.
Ama Sadece Şarkılarda...

Aşk nedir diye sordular bana hiç düşünmeden koydum ismini yerine yazıp yüreğimin elleriyle...
Senli anlamlar yükledim sevda şarkılarının her sözcüğüne her hecesine. Haykırışlara dönüştüler içimde bir yerlerde...
Sırılsıklam bir özlemdi gözlerimden akan.
Damla damla bir ümitle içimde oyalanan.
Dokunmanın coşkusuyla taştı boşaldı birden...
Saklanamaz bir çağlayışla
kurtuldu esaretten...

Umutlarım terketmişlerdi beni çoktan oysa. Mutululuklarsa uzaktılar bana bir o kadar da ulaşılmaz.
Yalnızlık bir yağmur misali yağıyordu ruhuma hiç durmaksızın. Zincirleyip yüreğimi hapsetmiştim ben de ıssızlığıma kendimi.
Ta ki ellerin dokununcaya kadar ellerime...
Atıp yüreğimdeki zinciri bir kenara açtım bütün kapılarımı sana..
Susturup aklımdan geçen bütün düşünceleri kulak verdim içimdeki çığlıklara...
Evet sendin beklenen
Evet sendin istenen
Eksikliği gözlenen
Yokluğunda özlenen...
Bir yanım hep eksik hep yarımdı yokluğunda.
Neyi özlediğimi neyi beklediğimi bile bilmiyordum. Neyi aradığımı neyi istediğimi bile fark etmiyordum.
Yollarım vardı benim.. Önümü görmeden bilmeden nereye varacağını gittiğim.
Bazen hızla koştuğum bazen yavaş adımlarla yürüdüğüm. Yolların sonu karanlıktı sen çıkmadan önce yollarıma...
Asabiydim ondandı
Hep mutsuzdum ondandı
Yıllar yılı saklandım gözyaşıyla kutlandım...

Bulutların arkasına gizlenmiş güneş misali korkuyordum sevdaya göstermekten kendimi.
Bütün karanlıklarımı çıkarıp aydınlığa güneşim olup doğdun dünyama.
Susuz kalıp kururken ruhum bir toprak gibi yağmurum oldun yağdırdın sevdanı üzerime.
Cümlelerimin gizli kalmış özneleri "sen" li oldular "biz"li oldular...
Umutsuzluklara ait tüm gözyaşlarımı silip mutluluğa dair damlalar döktüm gözlerimden..
Gidişin de çok ani oldu ya
Gelişin gibi...
İşin doğrusu;
Varlığına alışmaktan daha zor oldu
Yokluğuna alışmak.
Alıştım mı bilmiyorum
Ama mecbur olduğumu biliyorum.
Boşver...
Coşkusuda çok güzeldi varlığının
Yokluğunun acısı da hiç fena değil hani...


Seni görmediğim zamanlarda hani hiç dokunmadığım günlerde hani bakışların değmediğinde bile gözlerime bir an dahi düşünmedim çıkarıp atmayı içimden. Senli kelimelerim çığlığa dönüştüğünde kaybolduğunda yokluğunun karanlığında sen duymadığında bile vazgeçmedim sana seslenmekten. Düşlere hayallere sarılıp günlerce gecelerce avundum onlarla. Sensizlikte de sevmeyi öğrendim seni.. Hasretini de sevdim.. Seninle herşeyi sevdiğim gibi.. Varlığının heyecanı gibi sahip çıktım benimsedim yokluğunun acılarına da..
Güldüreni de ağlatanı da sevinçler yaşatanı da hüzünlere boğanı da...
Sana dair sevdana dair ne varsa benimdi onlar da...

Soranlara neden böyleyim
Bilmediğimi söyledim.
Yalandı bu
Sensizlikti keyifsizlik sebebim.
Gelişinle eksik parçam bir anda tamamlandı...
Sende gördüm ya o an
Sevinçten nasılda ağlandı...
Geldiğinde sona erdi tüm acıtanlar tüm sancıtanlar. Çıplak yüreğinle basıp yüreğime dindirdin yaralarımın kanayanlarını.
Dünyama gelmeden önce kapalıydı gözlerim açtım gözlerimi uyandım sevdana.
Hiç beklemediğim bir anda hiç ummadığım bir zamanda tuttun yine ellerimden..
Çıkmazlara doğru giden adımlarımı döndürüp geriye yürüdüm sana doğru gelen yollara..
Yarım kalmış bir hikayenin bilmediğim bir satırında bıraktığım sevdanı alıp oradan devam ediyorum kelimelerime..
En güzel dünlerim en inanılası düşlerimdin sen. Şimdi en yaşanılası bugünlerim en umut dolu yarınlarımsın benim...

Evet sendin beklenen
Evet sendin istenen
Eksikliği gözlenen
Yokluğunda özlenen...
Hep "Aşk" Olarak Kalacaksın Sen..
Yüreğimin Kalemiyle Yazılan Her Satırımda...

 
16 avril

bazen ğidebilmek mi? daha zor ...yoksa kalabilmek mi???

 

siz gül rengi kendinizi ateş sandınız

 bense yalnızlıkta kalan yangın eskisi

 neye yarar küflü bir geleceği sırtlanmak

 böyledir bir kadın ve bir erkek iskeleti

 —–o—–

sonra gözüme uyku kaçtı çıkarayım dedim

bir parmağımla iki parmağımla üç parmağımla

zerre kadar değeri kalmadı, düştü

gözümden kuşkudayım bütünüyle

 —–o—–

kalbim, neydin ki sen bu dünyada

teslim oluyorum işte yapraklara kıyan kışa

onarılmaz üşümelerin üstünü açıyorum

bıçak uçlu gözyaşları düşüyor avucuma  

30 mars

SAHİ SENDE BENİ SEWDİN Mİ?????

·                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           
 
Akla Ziyan Hallerim...!
Aşık yanım..
Kalp ağrım..
Sancıyan yarım..
Gizli yaram..


Sana dair kimbilir kaçıncı sayıklayışım..

Kaçıncı iç çekişim...
Ve kaçıncı kaçıklığım...
Avuçlarıma hapsolmuş harflerimi kaçıncı sıkışım..
Gözyaşlarımın değdiği kaçıncı üç noktalı cümlelerimin acıyışı..

Sayfamın tenine değen kalemimin kaçıncı kırılışı..


Ellerimin arasında can bulan şakaklarımın kaçıncı atışı..

Ve kaçıncı ağrışı düşlerimin...

Akla ziyan hallerimin kaçıncı halsiz kalışı...
Bir bilsen sevgili...
Ah bir bilsen...
Sahi?

Seni bu denli özlerken dindirebilir misin acılarımı?
Sarabilir misin kanayan yaramı?
 
Aklıma SEN düşünce...
 
Dilimde ıslanan sana dair biriktirdiklerim susar olur..
Seni anlatamayan harflerim utanır karşında..
Katleder gözyaşım seni yazamayan mürekkebi..
Anlatamadığım yaşayamadığım otuzuncu harfim...
 
Sahi?
 
Damarlarımda dolaşan sen akabilir misin mürekkebe karışıp?
Sen kokan sayfadan silebilir misin suretini ?
Yüreğime SEN değince...
Telaşlarım çocukluğuma karışır..
Bir serçe ürkekliğiyle ürperirim.. Titreyen dudaklarım parmaklarımda asılı kalır..

Üşür avuçlarım yalnızlığımın elini tutar..
Sahi?
Çırılçıplak sana gelsem giyinebilir misin beni?

Isıtabilir misin üşüyen hayallerimi?
Düşüme SEN düşünce...
Gözlerinde tutuklu kalır yüreğim..
İçinde "sen" olmayan düşümü düşürürüm düşümden..

Prangaya vurulmuş ayaklarımı sürüklerim peşinden..

Ömrümü ömrüne katarım her bir adımda..
Sahi?

Yüreğime vurduğun kelepçeyi çözebilir misin?

Sensizliğin esaret olduğunu bile bile salıverir misin beni?
Dert yanışım...
Dağılışım...
Savruluşum..
Ve biraz da aldanışım...

Adına "aşk" dedim..

Aşk'a geldim sevgili..

Yani sana...

Sana susamış beni serdim ayaklarına...
Hadi Sarılsana...!
Bir bilsen...
Ne denli sevildiğini ve özlendiğini ah bir bilsen Sevgili... Sahi?

SEN DE SEVMISTIN BENI DEGIL MI?
 
 
12 mars

Kalbimin Ğözyaşı....

 

Sabah güneşi ile selamlaşırken
Saatle tiktaklı muhabbetlerimde
Sigaramla paylaştığım efkarımdaydın
Aklımdaydın o dalgalı saçların ve esrarlı  gözlerinle birlikte
Bense sizi selamlıyordum sigaram,benliğim ve yüreğimle
Bense bilinmez diyarlarda
Sonu belli olmayan bekleyişlerdeydim.
Keşke şu anda yanımda olsaydı izmaritlerim
Sadece onlarla paylaşabiliyordum sensizliği
Birtek onlar anlıyordu beni.
Ve konuşma sırası onlara geldiğinde
Çoktan sönüp gidiyorlardı…
Bir ara yalnız olduğumu hissettim
Bir ses geldi çoook derinlerden
Sandim ki gülüne feryat eden bülbülden
Yüreğim olduğunu anladım neden sonra o sesin
Benimle konuşuyordu sabahın köründe
Herzaman ki gibi kör gözleri ve sağır kulakları ile
İsyan ediyordu bana
Ve sana diyordu ki:
"Bir sabah gözümü açtığımda
Dilim varmıyor söylemeye
Ağarmış saçlarım ve titreyen ellerimle
Unutamadım seni,nerdesin?diye
Haykırır şu yaramaz dilim"…
Ne demeli şu dilime
Anlatamıyor duygularımı,hüzünlerimi
Yüreğimin bir köşesinde sessizce can veren
Sevda bülbüllerinin feryadını
Bu sözler sana sitemim değil!
Sana olan tutkumun dile gelişi
Gidiyorum sonu belli olmaya bekleyişlere
Sonu olmadığını seziyorum sanki
Ama unutma ki kelebekler bilirken
Ateşin sonu olacağını
Yine de sarılırlar ona bir sevgili edesıyla
Örtbas edemiyor yokluğunu hiçbirşey
Çünkü seni anlatmaya yetmez sözcükler
Anlatmam ki istesemde,anlatacak bir şey yokki
Kimsin sen?Söyle bana ; dur ben söyleyim
Altı üstü benim gibi bir faninin
Ömür boyu unutamayacağı en büyük efsanesisin aşkısın
Herşeyden nefret ediyorum
Sensizliği anımsatan şiirlerden,yüreğimden
V.s lerden nefret ediyorum.
Ama sunu unutma ki
Seni ama yalnız
"SENİ SEVİYORUM"….KALBİMİN GÖZYAŞI

 

11 mars

unutma!!..dünya sana ait değil…

 

BİR VARDIN BİR YOKTUN
TIPKI BİR MASAL GİBİ


Neyin bedelini ödetti bana bu aşk…hayatıma girdiğin gün gideceğini biliyormuydum?..
ona rağmen mi sevdim seni?..ona rağmen mi vazgeçilmezim yaptım?…
ben mi istedim peki seni sevmeyi?..yoksa sen mi bildin kendini sevdirmeyi?…

aşk iki kişiliktir sevgili…ben hep tek başıma yaşadım bu aşkı…
sen gittin ben bekledim…masal gibiydin bir vardın bir yoktun…
beni önce uçurumun kenarına götürüp sıkı sıkı sarıyordun…sonra aşağı bırakıyordun…
tam düşecekken yine tutuyordun sıkıca…dengemi bozdun…yalanlarla oyaladın…
her yalan çıkmaza soktu beni…affettim hep…gururumu sattım senin için…

neden hep bıçak sırtında sevdim seni? …neden hiç hayaller kuramadım yarına dair?…
neden bu aşkı dolu dolu yaşama fırsatı vermedin bize?
Değerimdin benim…kıyamadığımdın…aşk’tı bendeki adın…ama yordun beni sevgili…

kangren olmuş bi aşktı bu…ve kesilmezse hayatımıza saracaktı…
ikimizde dirhem dirhem acı çeke çeke ölücektik sevgili…
ve ben senin acı çekmene dayanamazdım…o yüzden bu aşkı kesip attım sevgili…

aşk artık yoktu ama daha sonra farkettim ki ;içimdeki sen hala yaşıosun…
ve senin bana yaptığın gibi yaptım bende…yüreğimdeki uçurumun kenarına götürdüm seni…önce sıkıca sarıldım…ve sonra tutmamak üzere bıraktım aşağı…

sen kayıp giderken avuçlarımdan ölece baktım arkandan…düşüşünü seyrettim…ağladım…
isyan ettim hayata…sitem ettim sana…
başka birilerinin hayatında var olman dileğiyle,gözyaşlarıyla azat ettim seni…

Neyin bedelini ödediğimi hiç anlamadım ogünden sonra bile…
zamansız sevginin dedim…yanlış aşkın dedim…ama tatmin etmediği verdiğim cevaplar…sevmenin zamanı olmaz,aşkın yanlışı olmaz…sevmekte,aşkta herşeye rağmen güzel sevgili…
ona ödenmiş bir bedelin ağırlığını yükleyemezdim…
senin verdiğin acılara boyun eymenin bedeliydi belkide bu…
bunuda yalanlarının arasında bana yüklemiştin belkide…
ve ben senden başka hiç birşeyi görmeyen gözlerimle farkedememiştim…

Büyüdüm senden sonra…adımlarım sertleşti…aklım kalbime söz geçirmeyi öğrendi…
bedenim ruhuma daha sıkı sarılmaya başladı…gözlerim ayrıntıları bile görebiliyor…
zor oldu ama sesin kulaklarımdan silindi,başka sesleri duyabiliyorum artık…
bir tek ellerim alışamadı sensizliğe…boşluğa bile dokunamadım senden sonra…

bir tek onlara söz geçiremedim…Hangi hayatta var olursan ol…
ama artık kimseye acı verme sevgili…önce kendine bağlayıp,sonra masallara karışma…
unutma!!..dünya sana ait değil…
bıraktığın acıların bedelini ödeyeceğin bir yer mutlaka var.!!
 

 
6 mars

Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak .....

 

 

Herşey yapılabilir bir beyaz kağıtla
Uçak, örneğin uçurtma,
Mesela altına konabilir
Bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için sallanan bir masanın
Veya şiir yazılabilir
Süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine.

Bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında
Güzelliğine benzetme bulmak zor
Sen en iyisi sana benzemeye çalışan her şeyden
Bir gülden, bir ilk, bir sonbahardan sor
Belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
Ve benim
İlinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
Anlarım bitkiden filan
Ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını
Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla.

Sen bana ışık ver yeter
Bende filiz çok
Köklerim içimde gizli
Gelen giden, açan soran, bere budak yok
Bir şiir istersin, "içinde benzetmeler olan"
Kusura bakma sevgilim
Heybemde sana benzeyecek kadar
Güzel bir şey yok.

Uzun bir yoldan gelen
Tedariksiz katıksız bir yolcuyum
Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
Her şeyi anlattım
Olan, olmayan, acıtan, sancıtan
Bilsem ki sana varmak içindi
Bütün mola sancıları
Bütün stabilize arkadaşlıklar
Daha hızlı koşardım
Severadım gelirdim
Özlerinin mercam maviliğine
Sana bakmak
Suya bakmaktır
Sana bakmak
Bir mucizeyi anlamaktır

Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
Aşk sorgusunda şahanem
Yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
Çünkü bilenler hatırlar
Hem yapılmış, hem yapma çiçek satanlar
Bahçıvan değil tüccarlardır
Sen öyle göz
Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
Sen teninde cennet kayganlığı iken
Sana şiir yazmak ahmaklıktır.

Bir tek söz kalır
Dişlerimin arasından
Ben sana gülüm derim
Gülün ömrü uzmaya başlar

Verdiğim bütün sözler
Sende kalsın isterim
Ben sana gülüm derim
Gül sana benzediği için ölümsüz
Yazdığım bütün şiirler
Sana başlayan bir kitap için önsöz.

Sana bakmak
Bir beyaz kağıda bakmaktır
Herşey olmaya hazır
Sana bakmak
Suya bakmaktır
Gördüğün suretten utanmak
Sana bakmak
Bütün rastlantıları reddedip
Bir mucizeyi anlamaktır

Sana bakmak
Allah'a inanmaktır..

                                             Yılmaz Erdoğan

                "HERKESİN ĞERÇEK BİR AŞKLA KARSILASMASI DİLEĞİYLE..."
27 février

NE bU kENT aNLADI bENİ Nede Sen...Oysa Ne Çok SEWDİM iKinİzi de BiLsEN...

Sevdim... evet sevdim... sana mı sandın sevince... seviyorum deyince...
sana ne ya!!!
yoksa anlıyor muydun aşktan... hadi be, git sen aynalara anlat, bakalım
kendini inandırabilecek misin gördüğün resimde... bir dene bakalım... ama
ben sevdim...
sana ne ya!!! sevdiysem!!!
burası benim evim, sarayım, cennetim. sen de anlar mıydın yoksa
paylaşmaktan? bilir miydin nasıl dost olur bilmidiğin yürekler insana... ama
benim bak var koca bir evrenim. paylaşırım paylaşmam...
sana ne ya!!! dost bilseydim sevmeyi!!!
sevdim...
seni sevdim...
kelebeğin kanadından çok daha sonsuzdu aşk,
su kadar kanılası,
yar kadar sarılası,
aş kadar tadılası,
ana kadar yaranılası,
seni sevdim....
sana ne ya!!! sevdim de anladın mı!!!
ömrümüz kesişir elbet bir noktada. olsun varsın. çık bin bir kez daha
karşıma. olsun varsın. olabilir, yine seviyor olabilirim seni...
sana ne ya!!!
sevdim de, sevdin mi benle...
şimdi buruk satırlar, hüzünlü bir yürekle, seviyorsam ne olmuş, sevdim de,
sevdin mi benle...
sevdim...
güneşin imrendiği hissettim sevdamın ateşine,
yeşilin bir kendini süzdüğünü sezdim, zümrüt gözlerimde,
baharın soluk kaldığını gördü herkes, ben daha çiçekliydim...
denizden engin, taşın yosunu sarışından çoktu bendim...
niye anlatıyorum ki bunları.
sana ne ya!!!
sevgiden anlamayan, sesi duymayan, nefesi hissetmeyen yüreğine ne
sevgimden...
ama olur da bir gün düşersen sen de aşk ateşine, gel anlat bana... yüreğinin
nasıl heyecanla çarptığını, dünyanın sadece yar etrafında döndüğünü, bütün
anlamların aşkta kesiştiğini, gel bana anlat... anlarım seni... ve derim ki
taa içimden

bana ne ya!!! bana ne sevdiysen...

 

 

20 février

hersey biğün biter...aşk..sewği...ğeride kalan yanmışş yürek külleridir..sawurursun onuda rüzğara olur biter...

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona

Pablo Neruda

 

 

19 février

benim ellerimle büyüttüğüm aşkımız senin ellerinde küçüldü...

sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım ve sen büyüdün…
sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım ve sen büyüdün…
birgün gelecek ve bizde karşılaşacağız hiç ummadığım bir yerde hiç beklemediğim bir şekilde. ve belki konuşmayacağız; benim ayaklarımdan gözbebeklerimin damarlarına kadar içim titrerken belki sen bana bakıp geçeceksin sevgilini kollarında sımsıkı sarıp..
ben.. gözyaşımlarıma hükmedemezken, içimden sessiz çığlıklar haykırıp seni unutmadım derken, hayır mutlu değilim olmadım olamadım sensiz olamıyorum derken bakıp kalacağım gözlerinin içine… belki yığılıp kalacağım oraya belki koşup kaçacağım ordan tıpkı hayatından gelip geçtiğim gibi. senin karşından geçip, uzaklara yol aldığım; ama içimdeki senin silüetinden geçemediğim ellerini bırakamadığım gibi…
sen.. belki içinden, taa yüreğinin derinliklerinden gelen ve seni bir saniyeliğine ürperten bir sesin tesirine gireceksin. o an gözlerinde canlanan bir fotoğrafı, bir anıyı veya bir -tutku- damlacığını, bir zamanlar bir hamlede yanaklarından sildiğin gözyaşları gibi silip atacaksın, kovalayacaksın zihninden. yanındaki sıcaklığa daha da sokulup uzaklaşacaksın oradan…
“bu arada keşke haftalarca gorusmeyip bitmesini deilde sana sarılıp aglayark
gitme diyerek bitmesini daha çok isterdim bu da çok içimde kaldı kib (herşey
icn özr dilerim )”
“haklısın artık yüzünü silik silik hatırlamaya neden olan kötü bi ayrılık oldu. belki suanki tuhaf duygularımın nedensiz gözyaşarını yada bu cümleyi kurma sebebimi o ana saklardım..neyse umarım artık bırak güzel ayrılmayı  hiç ayrılık yaşamazsın beni kötü anma kendine iyi bak….”
ve dileğimiz gerçekleşti. sarıldık. kendine iyi bak dedik. gitme demedik, gitmeliydik. bir otobüsün camından son kez baktım sana “seni seviyorum” dedin. “bende” dedim. bende. bende. bende… ve.. hoşçakal sevdiğim.. sonsuza dek hoşçakal mutlu ol.
belki senin için birşey ifade etmez ama ben şimdi anlıyorum,zaman geçtikçe çok daha iyi anlıyorum, anlamamam mümkün değil yıllar,anılar, ve yeni hayat tokat gibi yüzüme çarpıyor zaten…  o zaman anlayamamışım ama sen benim “ilk”im ve “en”immişsin. ve hep öyle kalacaksın…
yıllar geçipte, hüzün tınısında sepya tonlarında olan ve hala yalnız ve ufuklara bakan donuk bakışlı bir kız fotoğrafının üstünde açılan bir pencerede, yine aynı sepya tonlarında fakat bu sefer umut, mutluluk ve aşk tınısında elleri birleşmiş ve gözbebeklerinin taa içinde birbirlerine duydukları aşkın yansımasını gören bir çift görmek öyle acıttı ki beni. bir anda boşalan gözyaşlarıma, boğazımda özgürlüğüne kavuşmak için çırpınan hıçkırıklarıma engel olamadım. yalnızlığım bir kez daha savurdu beni yıktı beni ürpertti beni. üşüdüm, içimi yakan acı bile ısıtmaya yetmedi. sanki ankaraya kar yağdı, elim gönlüm çocukluğum buz tuttu bir anda…
umarım bu filme gidersin umarım aklına gelirim. çünkü sen benim aklımdaydın,gözyaşlarımla birlikte akıp gittin yanaklarımdan..
bu da bana gelsin:
karda donmak üzeresin…uyumak tatlı geliyor ama sen öldüğünün farkında değilsin…
 
 
17 février

Ah ahhh!!! Ah çekmemek eLdemi be yüreğim Baksana neLer yapmışız beraber.

Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi…

 

 
13 février

aşk herşeye değer..seni sewiyorum..sewmek suçsa eğer..suçumu kabul ediyorum...

Şimdi kendime susuyorum! Kendini sevgilinin gözlerine, göz kapaklarının ardına gömen kim varsa ona benziyorum biraz… Beni kimin neye benzettiğinin bir önemi yok aslında, aslında benim başkasına benzeyecek bir yanım da yok, herkes gibi! Belki saçlarım ya da göz rengim, boyum ya da kilom ya da ses tonum bile benzer ama ben kimseye benzemem, senin gibi… Herkes aslında farklıdır bilirsin, bilirsin hepimiz bambaşkayız hani yıllar bile kısalmaya başlar kimi zaman da sen kendin gibi, en az kendin gibi tanıdığını düşünsen de yabancılığına şaşarsın dostlarının, sevgilinin… İşte bu yüzden sırf bu yüzden kendine küsen kim varsa; ona benziyorum biraz… Dinlediğim her şarkının içinde, yalnızca benim için yazılmış ve bana söylenen sözlerin içinde yitip giden yaşanmışlıklarımı ve yaşamışlıklarımı düşünürken; o en eski hatıraların tazeliğine şaşırmadan, her defasında aynı hüznü duyumsuyorum. Geçip giden mevsimlerin çat kapı yağmurları, güneşi, rüzğarları, sararan yaprakları, taze filizleri, pazaryerlerine düşen meyveleri hep silik ama bir o kadar da canlı duruyor hafızamda… Hafızamda canlı duruyor dedim ya, bir an fark ettim ki; sanki bunları artık hiç görmüyor, duymuyor, hissetmiyorum muşum gibi… Kendini aynaya yansıyan yüzünde kırıp, musluktan boşalan suyun sesiyle hıçkırıklarını boğan kim varsa ona benziyorum biraz… İçimdeki sese yine kayıtsız kalamam! Yine.. Sancılı ve uykusuz sayısız gece ve ardından yine! Anlamsızlaşan bir dünya ve yine! Her şeyin ardından sevgilinin gözlerine son da olsa, bir kez daha bakmak için sırf yeniden yine diyen, kim varsa ona benziyorum biraz… Vapur iskelelerinin karşılıklı yolculadığı hüzünler, bir birlerinin yanından geçerken, geride kalan yalnızlığın karşılıksız sahiplenicisi olan kim varsa ona benziyorum biraz… ”Ve sen, iklimleri avuçlarında tutan sen, rüzgarlar saçlarına rehin senin, senin soluğunun ritminde benim çocukluğum… Göz bebeklerinde en derin intiharlar ve ellerinde yorgun ağızlı ninniler var senin.. Sen benzemezsin hiç kimseye ve seni sevmek hiç bir şeye benzemez!”…

Ve bu sefer sonunu getirmeyeceğim bu yazının bütün yaşayamadıklarımız gibi yarım kalsın….

ADINI YÜREĞİME ASTIM .....