Acılarımı son kez icime cekerken. Bir cüz daha iciyorum Hüznün okyanuslarından. En tuzlusundan, En acısından, Kana kana sensizliği iciyorum. İsmini sayıklayan dudaklarımla. Ne olur son kez ört üzerimi Üşümesin karanlıklarda gözlerim. Gözyaşlarınla yıkayıp, Acılarınla kefenleyip, Yüreğindeki en sıcak yere göm beni.
Şimdi senden ve kendimden, Tüm her şeyden vazgeçişte bile, Bir hayalin gölgesinde Saklayacağım seni ebediyete..
Bize sevmesini öğretmediler sevgili,bize hep sevgiyi saklamasını öğrettiler.Hep bekletmeyi, hep ertelemeyi…bu yüzden biz kiminle birlikteysek bir diğerini ama hep uzakta olanı özledik, hiç dinmedi doyumsuzluğumuz, biz hep uzaktakini sevdik sevgili… yanımızdakini değil, odamızın duvarının arkasındakini değil, bir şeyler paylaştığımızı değil, uzaklardakini, ulaşamadığımız kadar uzaklardakini sevdik…
Yanımızdakileri kırıp geçirdik, incitip üzdük de, hep ulaşamadıklarımıza sakladık söyleyemediğimiz o güzel sözleri… Özlediğimiz sevgiden delice korktuk biz sevgili. Sevmek bizim için sınırlarımızdan hiç çıkmamaktı. Kendi sınırlarımızda sevmek hep kapana kısılmaktı. Bu korku yüzünden hep karşımızdaki insanların sevgisini eksik bulduk, küçümsedik onların sevgisini, yeni heyecanlar arama isteği vardı. Bir kişide takılı kalmak ne kadar basit diyorduk. Gözümüz hep uçan kuşlardaydı. Yüksek dağların en tepesinden bakıyorduk insanlara biz.
Kaç zamandır kendimizi kandırdık sevgili. Kimi sevenler şarkılarda yaşatır sevdiğini, kimi eski cüzdanındaki eski, soluk bir resimde, kimi ise hayallerle süslediği sınırlı dünyasında anlatacak çok şeyleri yoktur. Çok olan sadece çektikleri acılardır sınırlı dünyalarında. Bunu bilirler sevgili, ama kıramazlar zincirleri. Aşkı, sevmeyi, sevilmeyi kendimizi adamayı o kadar çok özlemişken, aynı zamanda ikiyüzlülükte içimize işlemişti. Kendimden biliyorum, gözümüzde hayatımızın zerre kadar önemi yoktu. Gerektiğinde hayatımızı hiçe sayacak kadar kahraman ama bir o kadar da yalancı ve riyakardık sevgili. Patlayıcı bir madde gibi taşırdık sevgileri. Kaygı dolu, ürküntü dolu bir sır gibi taşırdık sevgileri. Okuduğumuz yoksulluk romanlarında, gözyaşlarıyla seyrettiğimiz filmlerde anlatılan kahramanların hayatlarından daha berbattı hayatımız aslında. Ama kendimize duymadığımız şefkati onlara duyardık… Birbirimize ne kadar ne kadar üzüldüğümüzü gösteremediğimizden, birbirimizin derdine yeterince eğilemediğimiz için bu filmlerdeki kahramanların hayatlarına ağlardık doyasıya…. Aslında birbirimizi çok sevmek istiyorduk, ama nedense çok utanıyorduk bundan ve hep erteliyorduk. Yürürken sokakta karanlıklar eşlik ederdi yalnızlığımıza. Sokağın sonunda o gökyüzünün yalancılığı bizi de vururdu kaybolan o sahipsiz aşkları da…Biliyor musun bugüne kadar hep seviyormuşum gibi yaptım ben. Aslında onları tanımıyordum ben, ama yinede ihtiyacım vardı sevgilerine. Bağışlasınlar beni ve unutmasınlar, onlar adına onlardan daha çok acı çektim ben…
Bir tek seni tanıyorum aslında ben… Bir tek seni… Dinliyorum anlat hadi…
Ey Aşk, onun varlığında kaybolmak değil; onunla yeni bir ben olmak dileğim. Ben yeni bir dünyayım onun için mis gibi bahar kokan... O da bir okyanus benim için, koyu mavi derinliklerinde yosun kokan.Onun benden öğreneceği şefkat var, karşılığında bana vereceği güven...
Ey Aşk, Niyetim kendimi feda etmek değil yeni bir ben olmak sayesinde.. Koklamak ilk gez duyuyormuşcasına kokusunu, tüm çiçekleri sonra elma şekeri tadında yaşamak tüm sevinçleri.. Ey Aşk! Gözlerinde kaybolmak değil istediğim, içimdeki amansız fırtınayı gözleriyle dizginleyebilmek.. Onda kendi varlığımı kaybetmeden, tüm güzelliklere onunla adım atmak tüm bilinmez kapıları birlikte açmak..
Ey Aşk. Gölgesinde kaybolmak değil "biz" olabilmek tek dileğim..
Bayramlığı yırtılan çocuğun hayallerinde, Oyuncağı kırıldığında kan ağlayan yüreğinde gizli.
Adına gül dedikleri halde, elde edebilmen için mutlaka canının yanması gereken, kanını akıtmak isteyen çiçeklerin hem en güzelinde, hem en acımasızında gizli.
Sana sevgim, anne diye ağlayan çocuğun muhtaçlığın da, gözünden dökülen inci tanelerinde gizli.
Sana sevgim, yere düştüğünde öleceğini bile bile, toprağa kavuşmak için acele eden bulutların gözyaşında gizli.
Sana sevgim, bazen yaşamla aramdaki tek bağ olurken,bazen ölmek için yeterli sebebim.
Gülmek içinde, ağlamak içinde bahane sıkıntısı çekmeyeceğim kadar cömert. İlkbaharda yaprak döktürecek, duyguları öldürecek kadar acımasız, küllerinden doğmayı başarabilecek kadar yenidünya.
Sana sevgim, ödenilecek bedelleri hiçe saydıracak cesarette bir kahraman.
Bazen ateş, bazen su olma zıtlığını içinde barındıran tezat.
En güçsüz anımda doping etkilerini içinde saklayan gizli güç.
Sana sevgimi anlatmaya çalıştıkça, tarif etmenin imkansızlığını yüzüme vurdu. Vazgeçtim�
Bu tarif beni aşar Bu beden sevgine sahip olduğu sürece yaşar.
Küçük ellerime düşleri giydirip yüreğimin resmini çizdim gökyüzüne…
Zamanın gözbebeklerinden yuvarlanıp seni " sana " yazdım dün gece. Oysa yarın erken kalkacaktım. Göğsünde dikenleri taşıyan rüzgarların saçlarını yıkayacaktım gözyaşlarımla. Sütten yeni kesilmiş dağ ceylanlarını sabah ezanında uyandıracaktım. Uyumalıydım aslında. Kirpiklerim, uykuya hazırdı oysa. Ama ben seni düşündüm yıldızların siyahı giyindiği gecenin dar vakitlerde. Uykusuzluğumu taş dibeklerde dövüp ben seni " sana " yazdım dün gece. Yüreğimi kalem bilip sevdamı bıraktım mürekkebin sıcak koynuna. Yürek luğatindeki tüm kelimelerimle bir bir seni anlatmaya çalıştım. Seni " sana " yazdıkça , gözlerin parmak uçlarımı okşuyordu sanki. Dur durak bilmiyordum. Kalemin ucundan mürekkep değil bembeyaz yüreğinin mavi denizlerine " ben " akıyordum sanki…
Hatırlar mısın canım, seni sevdiğim zamanları. Gözlerini ilk gördüğümde; güneş, nadasa bırakılmış toprağa ekiliyordu. Yıldızlar, gecelere bir gelin edasıyla birer birer seriliyordu " seni" yüreğime ördüğümde. Güneş, toprağa; gece, karanlığa; kelebekler, bahara ve ben sana sevdalıydım. Utangaç yanaklarına uzanıp gözlerimi pamuksu düşlere kapatmıştım. Sesin, hoyrat meltemlerin sarıldığı deniz kadar ılıktı. Dokunmaya bile kıyamadığım bir yürektin sen. Her gece uyurken gözlerine cicekleri taşırken gözbebeklerini inciteyeceğim diye korkardım. Gözlerinin içine bakmaktan çekinirdim. Her baktığımda buz dağının güneşin karşısındaki erimesi gibi gözlerindeki umut tanelerinin de erimesinden korkardım.
Bilirsin, ellerim küçüktür benim. Küçük ellerime düşleri giydirip yüreğimin resmini çizdim gökyüzüne. Alnındaki ince cizgileri işledim bulutların narin gözlerine.. Oysa irin toplamış acıları soğuk kaldırımlarda dövmekte usta olan ellerim, yüreğinin resimini gökyüzü tuvaline yapamayacak kadar acemiydi. Oysa alnındaki ince çizgileri bulutların gözlerine işlemekten aciz ve bir o kadar kabaydı…Gözlerini, suya; yüreğini semaya yazdım. küçük ellerimle nasıl çizdim bilmiyorum ama dün gece seni " sana " yazdım.
Seni " sana " yazdığımda sen uyuyordun. Ay ışığı saçlarına beyazları giydirmişti..Kangren gece, kirpiklerine yaslanıp delicesine umudu soluyordu.. Avuç içlerinde, rüzgarla olan kavgalarını bir türlü bitiremeyen hayırsız fırtınalar sabahın geceden ayrılışını bekliyordu . Oysa senin olan bitenden haberin yoktu. Sen, gül kokulu Melek’lerin omuzlarına göğsünü dayayıp sanki Cenneti soluyordun yatağında. Mavi denizler, karakışlara gelin gitmiş baharların tozlu dudaklarını yıkıyorlardı o masum gözlerinde. Önünde eğilip yüreğinin soluk alışını izledim.. Öyle duruydu ki gözlerin, öyle ılıktı ki nefesin; senden habersiz her nefes alışında nice yetim kırlangıçlar sıcak iklimlere kanatlanıyordu. Yağmurun toprağa düşerken nabzı atmıyordu..Çünkü sen uyuyordun .Sen hulyalarda Cenneti soluyor ve huzur şehirlerini bulutların üzerinde izliyordun..Hiçbir sey bu güzelliği bozmamalıydı..Ve karanlık sırf sen uyanmayasın diye cığlıklarını yüreğine gömüp dudaklarını kanatarak yeni günün doğumuna sessizce tanıklık ediyordu…
Birazdan zaman; yeni doğacak sabahın, arsız karanlığın esaretinden kurtulup özgürlüğüne kavuşma çığlıklarına gebe kalacaktı. Güneş, perdelerine eğilip baharın umutlarını fısıldayacak. Saçların, bir karanfil kadar güzel kokacak. Ve ben bir nefes kadar yakında seni izliyor olacağım. Zannetme ki, yanındayım. Ben, senin tarafından sevilmenin verdiği güçle, yeni filizlenmiş ciceklerin dallarını kıran fırtınalara kafa tutacağım. Uykusunu almış ceylanları uyandırıp senin gül desenli yanaklarına salacağım. Ve avuç içlerinin terine kıyamadığım için rüzgarın peşine düşüp yüreğine ılık meltemleri yollayacağım. Ve akşam olup sen uyuduğunda ben senin yüreğine geleceğim. Dün gece kaldığım yerden seni " sana " yazmaya devam edeceğim.. beni hiç umutmaman için.
Mutluluklara geç kalınır mı hiç? Ben hep geç kaldım. Yakalayamadım bir türlü… Ulaşamadım ona… Nasıl bir duygudur mutluluk hiç tadmadım. Gözlerimi kapattım, hayal ettim mutlu günleri fakat hepsi bir hayalde kaldı işte… Sonra açtım gözlerimi dünyaya, baktım karşıya. Gözlerimi alan bembeyaz bir ışık gördüm aynada. Elimi uzattım, yaklaştım ama tutamadım. Benimmiş gibi, çok yakınımdaymış gibi yaşadım ama ona ulaşmayı başaramadım.
Acılara geç kalınır mı hiç?
Ben kalamadım. Hep en başından beri acılar yoldaşım oldu benim. İçtiğim su, yediğim ekmek, soluduğum hava her şey ama her şeyde o vardı. Kurtulmalıyım dedim, kaçtım fakat hep yakalandım. Ben kaçtım, o kovaladı. Hiç yakamdan düşmedi yani… Düşüremedim.
Mutluluklara hep geç kaldım. Acılarıysa hep erken yaşadım. Anladım ki… Neyi erken yaşadıysam hep ona geç kalıyorum.
Hayat her şeye rağmen çok güzel, her şeye rağmen yaşamaya değer fakat hiç adil değil bir kez daha görüyorum.
Mavi deniz, ortasında ben… Ellerim iki yanımda sağa sola bakıyorum. Sonra bir iç çekiyorum. Ve kendi kendime söyleniyorum. Bir oyundu beyazlarım. ‘Evet’ lerim yalan. Hilebazların ortasında Ruhum talan…! Kalbim talan…!
Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum Gidiyorum bütün acılarımı vurup sırtıma umutları bırakıp başucuna ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp şiirlerimi sarıp bohçama yüreğimin yangınına gidiyorum hoşca kal usul boylum, güzel gözlüm hoşca kal Gidiyorum gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum. Gidiyorum başımda gam, gözlerimde nem bütün hatıraları bırakıp geride usulca çekip kapıyı ardımdan alıp başımı gidiyorum buralardan şafak sökmeden kimseler görmeden yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için… Gidiyorum bir bilinmeze doğru hem yol, hem yolcu olmaya acılarımla başbaşa kalmaya gidiyorum bütün yıldızları takıp kanatlarıma bir kelebek gibi özgür olmaya gidiyorum. Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde gecelerin zifiri saçlarında kaybolmaya bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum. Bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime ne okuyacak bir şiirim gözlerimin içindeki iki damla gözyaşı gibi bakmadan ardımdaki uçurumlara alıp götürüyorum yüreğimdekileri de hoşca kal ...
Aşk nedir diye sordular bana hiç düşünmeden koydum ismini yerine yazıp yüreğimin elleriyle... Senli anlamlar yükledim sevda şarkılarının her sözcüğüne her hecesine. Haykırışlara dönüştüler içimde bir yerlerde... Sırılsıklam bir özlemdi gözlerimden akan. Damla damla bir ümitle içimde oyalanan. Dokunmanın coşkusuyla taştı boşaldı birden... Saklanamaz bir çağlayışla kurtuldu esaretten...
Umutlarım terketmişlerdi beni çoktan oysa. Mutululuklarsa uzaktılar bana bir o kadar da ulaşılmaz. Yalnızlık bir yağmur misali yağıyordu ruhuma hiç durmaksızın. Zincirleyip yüreğimi hapsetmiştim ben de ıssızlığıma kendimi. Ta ki ellerin dokununcaya kadar ellerime... Atıp yüreğimdeki zinciri bir kenara açtım bütün kapılarımı sana.. Susturup aklımdan geçen bütün düşünceleri kulak verdim içimdeki çığlıklara... Evet sendin beklenen Evet sendin istenen Eksikliği gözlenen Yokluğunda özlenen... Bir yanım hep eksik hep yarımdı yokluğunda. Neyi özlediğimi neyi beklediğimi bile bilmiyordum. Neyi aradığımı neyi istediğimi bile fark etmiyordum. Yollarım vardı benim.. Önümü görmeden bilmeden nereye varacağını gittiğim. Bazen hızla koştuğum bazen yavaş adımlarla yürüdüğüm. Yolların sonu karanlıktı sen çıkmadan önce yollarıma... Asabiydim ondandı Hep mutsuzdum ondandı Yıllar yılı saklandım gözyaşıyla kutlandım...
Bulutların arkasına gizlenmiş güneş misali korkuyordum sevdaya göstermekten kendimi. Bütün karanlıklarımı çıkarıp aydınlığa güneşim olup doğdun dünyama. Susuz kalıp kururken ruhum bir toprak gibi yağmurum oldun yağdırdın sevdanı üzerime. Cümlelerimin gizli kalmış özneleri "sen" li oldular "biz"li oldular... Umutsuzluklara ait tüm gözyaşlarımı silip mutluluğa dair damlalar döktüm gözlerimden.. Gidişin de çok ani oldu ya Gelişin gibi... İşin doğrusu; Varlığına alışmaktan daha zor oldu Yokluğuna alışmak. Alıştım mı bilmiyorum Ama mecbur olduğumu biliyorum. Boşver... Coşkusuda çok güzeldi varlığının Yokluğunun acısı da hiç fena değil hani...
Seni görmediğim zamanlarda hani hiç dokunmadığım günlerde hani bakışların değmediğinde bile gözlerime bir an dahi düşünmedim çıkarıp atmayı içimden. Senli kelimelerim çığlığa dönüştüğünde kaybolduğunda yokluğunun karanlığında sen duymadığında bile vazgeçmedim sana seslenmekten. Düşlere hayallere sarılıp günlerce gecelerce avundum onlarla. Sensizlikte de sevmeyi öğrendim seni.. Hasretini de sevdim.. Seninle herşeyi sevdiğim gibi.. Varlığının heyecanı gibi sahip çıktım benimsedim yokluğunun acılarına da.. Güldüreni de ağlatanı da sevinçler yaşatanı da hüzünlere boğanı da... Sana dair sevdana dair ne varsa benimdi onlar da...
Soranlara neden böyleyim Bilmediğimi söyledim. Yalandı bu Sensizlikti keyifsizlik sebebim. Gelişinle eksik parçam bir anda tamamlandı... Sende gördüm ya o an Sevinçten nasılda ağlandı... Geldiğinde sona erdi tüm acıtanlar tüm sancıtanlar. Çıplak yüreğinle basıp yüreğime dindirdin yaralarımın kanayanlarını. Dünyama gelmeden önce kapalıydı gözlerim açtım gözlerimi uyandım sevdana. Hiç beklemediğim bir anda hiç ummadığım bir zamanda tuttun yine ellerimden.. Çıkmazlara doğru giden adımlarımı döndürüp geriye yürüdüm sana doğru gelen yollara.. Yarım kalmış bir hikayenin bilmediğim bir satırında bıraktığım sevdanı alıp oradan devam ediyorum kelimelerime.. En güzel dünlerim en inanılası düşlerimdin sen. Şimdi en yaşanılası bugünlerim en umut dolu yarınlarımsın benim...
Evet sendin beklenen Evet sendin istenen Eksikliği gözlenen Yokluğunda özlenen... Hep "Aşk" Olarak Kalacaksın Sen.. Yüreğimin Kalemiyle Yazılan Her Satırımda...
Gözlerinde tutuklu kalır yüreğim.. İçinde "sen" olmayan düşümü düşürürüm düşümden.. Prangaya vurulmuş ayaklarımı sürüklerim peşinden.. Ömrümü ömrüne katarım her bir adımda..
Sahi?
Yüreğime vurduğun kelepçeyi çözebilir misin? Sensizliğin esaret olduğunu bile bile salıverir misin beni?
Dert yanışım... Dağılışım... Savruluşum.. Ve biraz da aldanışım... Adına "aşk" dedim.. Aşk'a geldim sevgili.. Yani sana... Sana susamış beni serdim ayaklarına...
Hadi Sarılsana...! Bir bilsen... Ne denli sevildiğini ve özlendiğini ah bir bilsen Sevgili... Sahi?
Sabah güneşi ile selamlaşırken Saatle tiktaklı muhabbetlerimde Sigaramla paylaştığım efkarımdaydın Aklımdaydın o dalgalı saçların ve esrarlı gözlerinle birlikte Bense sizi selamlıyordum sigaram,benliğim ve yüreğimle Bense bilinmez diyarlarda Sonu belli olmayan bekleyişlerdeydim. Keşke şu anda yanımda olsaydı izmaritlerim Sadece onlarla paylaşabiliyordum sensizliği Birtek onlar anlıyordu beni. Ve konuşma sırası onlara geldiğinde Çoktan sönüp gidiyorlardı… Bir ara yalnız olduğumu hissettim Bir ses geldi çoook derinlerden Sandim ki gülüne feryat eden bülbülden Yüreğim olduğunu anladım neden sonra o sesin Benimle konuşuyordu sabahın köründe Herzaman ki gibi kör gözleri ve sağır kulakları ile İsyan ediyordu bana Ve sana diyordu ki: "Bir sabah gözümü açtığımda Dilim varmıyor söylemeye Ağarmış saçlarım ve titreyen ellerimle Unutamadım seni,nerdesin?diye Haykırır şu yaramaz dilim"… Ne demeli şu dilime Anlatamıyor duygularımı,hüzünlerimi Yüreğimin bir köşesinde sessizce can veren Sevda bülbüllerinin feryadını Bu sözler sana sitemim değil! Sana olan tutkumun dile gelişi Gidiyorum sonu belli olmaya bekleyişlere Sonu olmadığını seziyorum sanki Ama unutma ki kelebekler bilirken Ateşin sonu olacağını Yine de sarılırlar ona bir sevgili edesıyla Örtbas edemiyor yokluğunu hiçbirşey Çünkü seni anlatmaya yetmez sözcükler Anlatmam ki istesemde,anlatacak bir şey yokki Kimsin sen?Söyle bana ; dur ben söyleyim Altı üstü benim gibi bir faninin Ömür boyu unutamayacağı en büyük efsanesisin aşkısın Herşeyden nefret ediyorum Sensizliği anımsatan şiirlerden,yüreğimden V.s lerden nefret ediyorum. Ama sunu unutma ki Seni ama yalnız "SENİ SEVİYORUM"….KALBİMİN GÖZYAŞI
Neyin bedelini ödetti bana bu aşk…hayatıma girdiğin gün gideceğini biliyormuydum?.. ona rağmen mi sevdim seni?..ona rağmen mi vazgeçilmezim yaptım?… ben mi istedim peki seni sevmeyi?..yoksa sen mi bildin kendini sevdirmeyi?…
aşk iki kişiliktir sevgili…ben hep tek başıma yaşadım bu aşkı… sen gittin ben bekledim…masal gibiydin bir vardın bir yoktun… beni önce uçurumun kenarına götürüp sıkı sıkı sarıyordun…sonra aşağı bırakıyordun… tam düşecekken yine tutuyordun sıkıca…dengemi bozdun…yalanlarla oyaladın… her yalan çıkmaza soktu beni…affettim hep…gururumu sattım senin için…
neden hep bıçak sırtında sevdim seni? …neden hiç hayaller kuramadım yarına dair?… neden bu aşkı dolu dolu yaşama fırsatı vermedin bize? Değerimdin benim…kıyamadığımdın…aşk’tı bendeki adın…ama yordun beni sevgili…
kangren olmuş bi aşktı bu…ve kesilmezse hayatımıza saracaktı… ikimizde dirhem dirhem acı çeke çeke ölücektik sevgili… ve ben senin acı çekmene dayanamazdım…o yüzden bu aşkı kesip attım sevgili…
aşk artık yoktu ama daha sonra farkettim ki ;içimdeki sen hala yaşıosun… ve senin bana yaptığın gibi yaptım bende…yüreğimdeki uçurumun kenarına götürdüm seni…önce sıkıca sarıldım…ve sonra tutmamak üzere bıraktım aşağı…
sen kayıp giderken avuçlarımdan ölece baktım arkandan…düşüşünü seyrettim…ağladım… isyan ettim hayata…sitem ettim sana… başka birilerinin hayatında var olman dileğiyle,gözyaşlarıyla azat ettim seni…
Neyin bedelini ödediğimi hiç anlamadım ogünden sonra bile… zamansız sevginin dedim…yanlış aşkın dedim…ama tatmin etmediği verdiğim cevaplar…sevmenin zamanı olmaz,aşkın yanlışı olmaz…sevmekte,aşkta herşeye rağmen güzel sevgili… ona ödenmiş bir bedelin ağırlığını yükleyemezdim… senin verdiğin acılara boyun eymenin bedeliydi belkide bu… bunuda yalanlarının arasında bana yüklemiştin belkide… ve ben senden başka hiç birşeyi görmeyen gözlerimle farkedememiştim…
Büyüdüm senden sonra…adımlarım sertleşti…aklım kalbime söz geçirmeyi öğrendi… bedenim ruhuma daha sıkı sarılmaya başladı…gözlerim ayrıntıları bile görebiliyor… zor oldu ama sesin kulaklarımdan silindi,başka sesleri duyabiliyorum artık… bir tek ellerim alışamadı sensizliğe…boşluğa bile dokunamadım senden sonra…
bir tek onlara söz geçiremedim…Hangi hayatta var olursan ol… ama artık kimseye acı verme sevgili…önce kendine bağlayıp,sonra masallara karışma… unutma!!..dünya sana ait değil… bıraktığın acıların bedelini ödeyeceğin bir yer mutlaka var.!!
Herşey yapılabilir bir beyaz kağıtla Uçak, örneğin uçurtma, Mesela altına konabilir Bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için sallanan bir masanın Veya şiir yazılabilir Süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine.
Bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında Güzelliğine benzetme bulmak zor Sen en iyisi sana benzemeye çalışan her şeyden Bir gülden, bir ilk, bir sonbahardan sor Belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin Ve benim İlinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim Anlarım bitkiden filan Ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla.
Sen bana ışık ver yeter Bende filiz çok Köklerim içimde gizli Gelen giden, açan soran, bere budak yok Bir şiir istersin, "içinde benzetmeler olan" Kusura bakma sevgilim Heybemde sana benzeyecek kadar Güzel bir şey yok.
Uzun bir yoldan gelen Tedariksiz katıksız bir yolcuyum Yaralı yarasız sevdalardan geçtim Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu Her şeyi anlattım Olan, olmayan, acıtan, sancıtan Bilsem ki sana varmak içindi Bütün mola sancıları Bütün stabilize arkadaşlıklar Daha hızlı koşardım Severadım gelirdim Özlerinin mercam maviliğine Sana bakmak Suya bakmaktır Sana bakmak Bir mucizeyi anlamaktır
Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır Aşk sorgusunda şahanem Yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor Çünkü bilenler hatırlar Hem yapılmış, hem yapma çiçek satanlar Bahçıvan değil tüccarlardır Sen öyle göz Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı Sen teninde cennet kayganlığı iken Sana şiir yazmak ahmaklıktır.
Bir tek söz kalır Dişlerimin arasından Ben sana gülüm derim Gülün ömrü uzmaya başlar
Verdiğim bütün sözler Sende kalsın isterim Ben sana gülüm derim Gül sana benzediği için ölümsüz Yazdığım bütün şiirler Sana başlayan bir kitap için önsöz.
Sana bakmak Bir beyaz kağıda bakmaktır Herşey olmaya hazır Sana bakmak Suya bakmaktır Gördüğün suretten utanmak Sana bakmak Bütün rastlantıları reddedip Bir mucizeyi anlamaktır
Sana bakmak Allah'a inanmaktır..
Yılmaz Erdoğan
"HERKESİN ĞERÇEK BİR AŞKLA KARSILASMASI DİLEĞİYLE..."
Sevdim... evet sevdim... sana mı sandın sevince... seviyorum deyince... sana ne ya!!! yoksa anlıyor muydun aşktan... hadi be, git sen aynalara anlat, bakalım kendini inandırabilecek misin gördüğün resimde... bir dene bakalım... ama ben sevdim... sana ne ya!!! sevdiysem!!! burası benim evim, sarayım, cennetim. sen de anlar mıydın yoksa paylaşmaktan? bilir miydin nasıl dost olur bilmidiğin yürekler insana... ama benim bak var koca bir evrenim. paylaşırım paylaşmam... sana ne ya!!! dost bilseydim sevmeyi!!! sevdim... seni sevdim... kelebeğin kanadından çok daha sonsuzdu aşk, su kadar kanılası, yar kadar sarılası, aş kadar tadılası, ana kadar yaranılası, seni sevdim.... sana ne ya!!! sevdim de anladın mı!!! ömrümüz kesişir elbet bir noktada. olsun varsın. çık bin bir kez daha karşıma. olsun varsın. olabilir, yine seviyor olabilirim seni... sana ne ya!!! sevdim de, sevdin mi benle... şimdi buruk satırlar, hüzünlü bir yürekle, seviyorsam ne olmuş, sevdim de, sevdin mi benle... sevdim... güneşin imrendiği hissettim sevdamın ateşine, yeşilin bir kendini süzdüğünü sezdim, zümrüt gözlerimde, baharın soluk kaldığını gördü herkes, ben daha çiçekliydim... denizden engin, taşın yosunu sarışından çoktu bendim... niye anlatıyorum ki bunları. sana ne ya!!! sevgiden anlamayan, sesi duymayan, nefesi hissetmeyen yüreğine ne sevgimden... ama olur da bir gün düşersen sen de aşk ateşine, gel anlat bana... yüreğinin nasıl heyecanla çarptığını, dünyanın sadece yar etrafında döndüğünü, bütün anlamların aşkta kesiştiğini, gel bana anlat... anlarım seni... ve derim ki taa içimden
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı. Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara. Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim. Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi. Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa. Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri. Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana
Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi. O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla Artık sevmiyorum ya severim belki yine Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Belki bana verdiği son acıdır bu acı Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona
sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım ve sen büyüdün… sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım ve sen büyüdün…
birgün gelecek ve bizde karşılaşacağız hiç ummadığım bir yerde hiç beklemediğim bir şekilde. ve belki konuşmayacağız; benim ayaklarımdan gözbebeklerimin damarlarına kadar içim titrerken belki sen bana bakıp geçeceksin sevgilini kollarında sımsıkı sarıp..
ben.. gözyaşımlarıma hükmedemezken, içimden sessiz çığlıklar haykırıp seni unutmadım derken, hayır mutlu değilim olmadım olamadım sensiz olamıyorum derken bakıp kalacağım gözlerinin içine… belki yığılıp kalacağım oraya belki koşup kaçacağım ordan tıpkı hayatından gelip geçtiğim gibi. senin karşından geçip, uzaklara yol aldığım; ama içimdeki senin silüetinden geçemediğim ellerini bırakamadığım gibi…
sen.. belki içinden, taa yüreğinin derinliklerinden gelen ve seni bir saniyeliğine ürperten bir sesin tesirine gireceksin. o an gözlerinde canlanan bir fotoğrafı, bir anıyı veya bir -tutku- damlacığını, bir zamanlar bir hamlede yanaklarından sildiğin gözyaşları gibi silip atacaksın, kovalayacaksın zihninden. yanındaki sıcaklığa daha da sokulup uzaklaşacaksın oradan…
“bu arada keşke haftalarca gorusmeyip bitmesini deilde sana sarılıp aglayark gitme diyerek bitmesini daha çok isterdim bu da çok içimde kaldı kib (herşey icn özr dilerim )”
“haklısın artık yüzünü silik silik hatırlamaya neden olan kötü bi ayrılık oldu. belki suanki tuhaf duygularımın nedensiz gözyaşarını yada bu cümleyi kurma sebebimi o ana saklardım..neyse umarım artık bırak güzel ayrılmayı hiç ayrılık yaşamazsın beni kötü anma kendine iyi bak….”
ve dileğimiz gerçekleşti. sarıldık. kendine iyi bak dedik. gitme demedik, gitmeliydik. bir otobüsün camından son kez baktım sana “seni seviyorum” dedin. “bende” dedim. bende. bende. bende… ve.. hoşçakal sevdiğim.. sonsuza dek hoşçakal mutlu ol.
belki senin için birşey ifade etmez ama ben şimdi anlıyorum,zaman geçtikçe çok daha iyi anlıyorum, anlamamam mümkün değil yıllar,anılar, ve yeni hayat tokat gibi yüzüme çarpıyor zaten… o zaman anlayamamışım ama sen benim “ilk”im ve “en”immişsin. ve hep öyle kalacaksın…
yıllar geçipte, hüzün tınısında sepya tonlarında olan ve hala yalnız ve ufuklara bakan donuk bakışlı bir kız fotoğrafının üstünde açılan bir pencerede, yine aynı sepya tonlarında fakat bu sefer umut, mutluluk ve aşk tınısında elleri birleşmiş ve gözbebeklerinin taa içinde birbirlerine duydukları aşkın yansımasını gören bir çift görmek öyle acıttı ki beni. bir anda boşalan gözyaşlarıma, boğazımda özgürlüğüne kavuşmak için çırpınan hıçkırıklarıma engel olamadım. yalnızlığım bir kez daha savurdu beni yıktı beni ürpertti beni. üşüdüm, içimi yakan acı bile ısıtmaya yetmedi. sanki ankaraya kar yağdı, elim gönlüm çocukluğum buz tuttu bir anda…
…
umarım bu filme gidersin umarım aklına gelirim. çünkü sen benim aklımdaydın,gözyaşlarımla birlikte akıp gittin yanaklarımdan..
bu da bana gelsin:
karda donmak üzeresin…uyumak tatlı geliyor ama sen öldüğünün farkında değilsin…
Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …? Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan, Sanki benim hiç senim olmamış gibi…
Şimdi kendime susuyorum! Kendini sevgilinin gözlerine, göz kapaklarının ardına gömen kim varsa ona benziyorum biraz… Beni kimin neye benzettiğinin bir önemi yok aslında, aslında benim başkasına benzeyecek bir yanım da yok, herkes gibi! Belki saçlarım ya da göz rengim, boyum ya da kilom ya da ses tonum bile benzer ama ben kimseye benzemem, senin gibi… Herkes aslında farklıdır bilirsin, bilirsin hepimiz bambaşkayız hani yıllar bile kısalmaya başlar kimi zaman da sen kendin gibi, en az kendin gibi tanıdığını düşünsen de yabancılığına şaşarsın dostlarının, sevgilinin… İşte bu yüzden sırf bu yüzden kendine küsen kim varsa; ona benziyorum biraz… Dinlediğim her şarkının içinde, yalnızca benim için yazılmış ve bana söylenen sözlerin içinde yitip giden yaşanmışlıklarımı ve yaşamışlıklarımı düşünürken; o en eski hatıraların tazeliğine şaşırmadan, her defasında aynı hüznü duyumsuyorum. Geçip giden mevsimlerin çat kapı yağmurları, güneşi, rüzğarları, sararan yaprakları, taze filizleri, pazaryerlerine düşen meyveleri hep silik ama bir o kadar da canlı duruyor hafızamda… Hafızamda canlı duruyor dedim ya, bir an fark ettim ki; sanki bunları artık hiç görmüyor, duymuyor, hissetmiyorum muşum gibi… Kendini aynaya yansıyan yüzünde kırıp, musluktan boşalan suyun sesiyle hıçkırıklarını boğan kim varsa ona benziyorum biraz… İçimdeki sese yine kayıtsız kalamam! Yine.. Sancılı ve uykusuz sayısız gece ve ardından yine! Anlamsızlaşan bir dünya ve yine! Her şeyin ardından sevgilinin gözlerine son da olsa, bir kez daha bakmak için sırf yeniden yine diyen, kim varsa ona benziyorum biraz… Vapur iskelelerinin karşılıklı yolculadığı hüzünler, bir birlerinin yanından geçerken, geride kalan yalnızlığın karşılıksız sahiplenicisi olan kim varsa ona benziyorum biraz… ”Ve sen, iklimleri avuçlarında tutan sen, rüzgarlar saçlarına rehin senin, senin soluğunun ritminde benim çocukluğum… Göz bebeklerinde en derin intiharlar ve ellerinde yorgun ağızlı ninniler var senin.. Sen benzemezsin hiç kimseye ve seni sevmek hiç bir şeye benzemez!”…
Ve bu sefer sonunu getirmeyeceğim bu yazının bütün yaşayamadıklarımız gibi yarım kalsın….