|
|
10月19日
|
Savaşın en kanlı günlerinden biri... Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar.
Asker teğmene koştu:
- Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..
"Delirdin mi?" der gibi baktı teğmen...
- Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş... Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın.
Asker ısrar etti ve teğmen "Peki" dedi. "Git o zaman."
İnanılması güç bir mucize. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.
Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:
- "Sana değmez, hayatını tehlikeye atmana demiştim. Bu zaten ölmüş."
- "Değdi teğmenim." dedi asker..
- "Nasıl değdi?" dedi teğmen. "Bu adam ölmüş görmüyor musun?"
- "Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için..."
Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:
- "Geleceğini biliyordum!.. "demişti arkadaşı... "Geleceğini biliyordum!.."
Şu Çılgın Türkler...(ALINTI) |
19 EKİM 2005 ....TOMBİŞİM SEN BENİM CANIMINİÇİ DOSTUMSUN.........HERZAMAN......
2月9日
|
Ben çok şey istedim herhalde hayattan…mutlu olmak..sevmek ..sevilmek çok şeymiş meğer..insan sonradan anlıyor..hayatın anlamsızlaştığını.. Kelimelerin sözlerin yavan kaldığı bir vakitte çıkar ayrılıklar… tenha bir odadan bakıyor oysa gökkuşağı..yarınlar çok çok güzel olacak masallarıyla uyanıyorum her sabah…bir şeyler var anlatamadığım..çözemediğim..yardım et..bende kalmasın bu yaralar…bu bereler…
Suskunluğum gözlerimden okunmasa da hislerimin artık bir diğer yanı konuşkan ve akışkan ayrılığın tadını çıkarmakta..gecelerin bu kadar uzun olduğunu mehtaba karşı yoğun bir bulutluluk ortamında fark ediyorum..sözlerin tek heceye odaklandığı bir zamanda ben yine tek başınalığı seçiyorum..
Bir gün elimde sarı güllerle ama üstüm başım paspal gelsem sana…tek bir aşk kırıntısı bile olmasa sen de alırmısın elimdeki gülleri..ben geri dönerim..ama güllerim sen de kalsın..bir hazan mevsimi gibi sararıp solduklarına her gün şahit ol hiç olmazsa..beni canlı canlı görmedin bari güllerin solduğunu gör…güllerde solar..hatta tek bir kelebek bile konmaz..yağmur damlasına bile hasret yaşarlar..güllerimi geri çevirme al içeri..belki sana olanca gücüyle sarılırlar..ve belki sende hiç solmazlar..belki….
| 9月27日
Yağmur olanca hızıyla yağıyor.. Kirlenmiş birşeyleri temizlemek istercesine bir hırsla iri iri tanelerle toprağa karışıyor.. Kara bulutlar ilk kez kasvet vermedi gönlüme, ilk kez umut doldu yağmurla beraber içime.. Bir şeyler temizleniyordu hayattan yağmur damlaları toprağa her düşüşünde.. Ne kadar çirkinlik varmış dedim sen de kızıp yağıyorsun ya yağmur, hakverdim sana..
Yağmur saatlerce yağdı, yağdı, yağdı.. Durduğunda genizimi yakan bir toprak kokusu vardı bahçemde.. Tozlanmış bitkiler bile gerçek rengine dönmüştü.. İçimi açtın yağmur.. Eylül geldi ve sende kış temizliği yapıyorsun şehrimde.. Sakın fazla sinirlenip de kökten götürmek isteme çirkinlikleri, bir bakarsın iyilerde boğulur içinde.. 7月9日
Zaman yaşlanır, umutları eskitir,Yine umutlanırım…Sevdalar geçer yıkılır, yenilir,Yine ayaklanırım… Çığlıklara hapsettiğim şarkılarım var benim.. Sessizliğin içinde ağır aksak yürüdüğüm yollarım var. Bir yerlerde takılıp düşsem de, tekrar kalkabiliyorum ayağa.. Ama dizlerimde yaraların izleri kalıyor, silinmiyorlar.Yarım kalmış hikayelerin tamamlanmamış cümlelerinde buluyorum kendimi.. Ne tamamlayabiliyorum, ne tamamlanabiliyorum.. Bir yanım hep eksik, hep kırık.. Dünyam bir bir yitirdi renklerini.. Ne deniz mavi eskisi gibi, ne de gökyüzü.. Korkularım bırakmıyor peşimi.. Adımlarıma yapışmışçasına nereye gitsem benimle geliyorlar adeta.Sesleri duymaktan yoksun kulaklarım, sözcükleri söylemekten korkan dudaklarım var. Zaman hiç bir şeye aldırmadan devam ediyor yoluna..Ya ben gecikiyorum zamana, ya da geç kaldıklarım erken çıkıyor karşıma…Alıştım sanırken acılara..An olur bazen tutamam kendimi,Delirir isyanım…Bu sensizliğim mi, yoksa yalnızlığım mı bilmiyorum.. Bir bilsen.. Seni her özlediğimde bir nokta bıraktım duvarlarıma.. Eğer bir gün gerçekten tutarsam ellerini, bakıp ta görürsem gözlerindeki o sevdalı hali, o noktaları birleştirip sevdanın kalemiyle, mutluluğun resmini çizeceğim dünyaya..İşte o gün yine masmavi, berrak bir güne uyanacak deniz.. Bulanıklığını benden uzağa atacak.. Bütün gecelerim sabaha varacak.. Ve bir daha hiç gece olmayacak…Sensiz geçen günlerimin hesabını yarınlardan soracağım.. Sevinçlere boğulacak içimdeki çocuk.. Yeniden seveceğim yağmurları.. Hiç söylenmemiş, hiç dillenmemiş kelimeler fısıldayacak rüzgar. Hiç kimseler bilmeyecek, duymayacak, anlamayacak..Bunlar olacak değil mi?Bu garip fani beden,Bu deli ruh benim..Atamam, satamam,Dert benim, dertler benim…Bu acı kızgın hüzün,Kırık düşler benim..Susamam, susturamam,Söz benim, sözler benim…Korkuyorum işte.. Korkularımı büyütüyor zaman gitgide.. Ne olur izin verme korkmama, kendimden kaçmama..Geç kalmama izin verme kendime, geç kaldıklarımınsa önünde bırakma
7月2日
Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda.
Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim.
Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı,
artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi
yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan
ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla
hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım.
Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim.
Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış,
sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti,
Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi… 6月26日
Gece başlamışsa ve uyumak için acele etmiyorsa yüreğin; hala düşünecek hala yapılacak bir sürü işin ve bir sürü planın olduğunu söylüyorsa beynin; buna karşılık günün bütün yorgunluğunu belki de hiçbir şey yapmamana rağmen sana hissettiriyorsa bedenin; konuşmak istiyorsa bir şeylere ulaşmak istiyorsa kalbin ama sadece yalnızlığın o ağır o derin sesiyse hissettiğin… Üşüyorsan ama soğuktan değil. Susuyorsan ama korkundan değil. Gidiyorsan ama istediğin için değil ve arıyorsan ama bulmak için değil. Her dakika daha ağır geçiyorsa ve geçen her dakika seni daha fazla yoruyorsa… Gelecek seni güldürmüyorsa aksine geçmiş özletiyorsa kendini. En masum anında lanetlenmişse bedenin ve yanıyorsa ateşler içinde belki de kutuplarda yürürken. Ve sadece yalnızlığın sesiyse duyabildiğin… Vazgeçmek istemediklerinin senden kaçarcasına uzaklaştığını görüyorsan ama koşamıyorsan artık ve her bağırmak istediğinde düğümleniyorsa sözcükler boğazına ve canını acıtıyorsa içinde kalan her bir harf. En çok yardıma ihtiyacın olduğu anda aslında kimsenin sana yardım edemeyeceğini biliyorsan buna rağmen medet umuyorsan sana yabancı gözlerden. Yaptıkların hep yapman gerekenlerden farklı oluyorsa ve bunu anlayamıyorsan bir türlü… Her sabah uyandığında uyumak istiyorsangeceyi istemiyorsan yalnızlığın sesini ve yine bitmeyecek bir geceyi. Buna rağmen günler hep kısalıyorsa sana inat ve geceler alay edermiş gibi üşütüyorsa seni. Buna rağmen yanıyorsan o soğukta ve anlıyorsan kimsenin bunu bilmediğini. Özlüyorsan her geçen saniye bir önceki geceyi. Ve yalnızlıksa tek duyabildiğin… Eski fotoğrafları gördüğün zaman tesadüfen; içini garip bir mutluluk kaplıyorsa. Ve son resim elinden düşerken anlıyorsan ne kadar özlediğini ve çözemiyorsan bir türlü neden her şeyin değiştiğini. Susuyorsan… Ve yalnızlığın sesiyse tek duyabildiğin… Eski şarkılar daha çok dokunur olduysa bedenine ve en çok yardıma ihtiyacın olduğu halde anlamaya başlamışsan yalnızlığını ve gece hala ilerlemiyorsa bu gürültüde. Ve uyuyamıyorsan bir türlü. Her şey bir telefon kadar yakınsa ama korkudan ayrı bir şeyse seni uzaklaştıran ve anlatamıyorsan bir türlü anlayamadıklarını. Binlerce defa anlatılan bir masalı. Ve yüzü aklından hiç çıkmıyor olsa da çıkaramıyorsan adını. O müthiş masal kahramanını…Hiçbir çıkış yoksa ve yapayalnızsa bedenin. Bembeyaz duvarlar içinde. Bir resim. Siyah beyaz… İçin yanıyorsa ve su içmek bile gereksiz geliyorsa. Sigaranın dumanı içindeki ateşi belli ediyorsa dışarıya.Ama anlamıyorlarsa. Söndürmeye bile çalışmıyorlarsa. Sormuyorlarsa. Yoldan geçen herkesi tanıdığını düşünüyorsan ve belki de yanında yürüyeni bile bilmiyorken selam veriyorsa herkes sana sırf sen onları tanıdığını düşünüyorsun diye. Ve oysa tek bir yüz görüyorsan her zaman ama adını hatırlayamıyorsan bir türlü… Sokaklarda insanlar azalıyorsa birer birer. Aklındaki düşünceler gibi.Yürüyorsan yine de yapayalnızsan senin onları tanıdıklarını sananların arasında. Ve dumanın hiç sönmüyorsa… Aynı masalda ne yapacağını bilmeyensen. Isırılmış elma gibi düşüvermişsen yere. Masal devam ediyorsa ve kimse seni düşünmüyorsa artık… Yirmi senedir üzerinde uyuduğun yastıkları bir bir atıyorsan yataktan ve bulamıyorsan kafanı rahatlatacak hiçbir şey o karanlıkta. Işıkları açmak dağınıklığı görmek kadar dayanılmazsa… Uyuyamıyorsan ve katlanamıyorsan yalnızlığa. Kendinle beraber yaşayamıyorsan yalnız kalamıyorsan kendi başınayken. Sayfalar sıra sıra bitiyorsa; kitaplar devriliyorsa raflardan ve sen okurken dakikalar geçmiyorsa hayatından;yaşadığın bir masalsa artık ve başkalarının uyumaları için yazılmışsa bütün bunlar Gökten düşen üç elmadan biriysen başkalarının mutluluğu için. Masal bitmişse ve unutulmuşsan bir köşede Bir çığ gibi geliyor demektir "AYRILIK"… Masal bitti… Kaç… Kurtar kendini…
6月24日
HAKSIZLIĞIDA KOYDUM BAWULA, YALNIZLIĞIDA ALDIM YANIMA..TSK ETTİM HERŞEY ADINA...GİDİYORUM !!!
Yumuk bakışlı bir çocuğum. Başımı omzuna dayadığım annemin kollarında minicik avuçlarıma kocaman hayaller doldurmuşum: "Biliyor musunuz? Kocaman bir sevdam olacak benim. Sevgilim olacak dizlerine uzandığım. Sevgimin büyüklüğünü sorgulayan gözlerle bakarken gözlerime, iki yana açılmış kollarımla ‘İşte bu kadar!’ demiyeceğim elbet. Şiirler yazacağım sevgiye dair, sevgilimin deniz gözlerine. Daha dün sığ göllerde öğrendiğim yüzme, biliyorum engel olamayacak boğulmama o engin denizde. Adımları, bende gizli bir sevda haritasının sınırları olacak. Ve o sınırları geçmek için bastığım her adımda aranacak yüreğim. Oysa aylar önce olduğu gibi o gün de hiçbir kaçak his bulunamayacak o sevda bavulunda. Ve aylar sonra, canının sıkılmaması için herşeyi yapmaya hazır olduğum sevgili, sanının sıkılması için herşeyi yapmaya hazır insanları sevdiğinde öğreneceğim sevginin anlamını. Değersizliğin değerine tanık olduğumda hiçbir değeri kalmayacak aşkımın. İşte o gün, ilk onun yüzünde göreceğim güzelliğin çirkinliğini… "Ve biliyor musunuz? Büsbüyük arkadaşlarım, dost bildiklerim olacak benim. Bir top sevinç yumağını birlikte doladığım, bir yalan teselli için mumla aradığım dostlarım. Geceleri çukuruna düşmekten korkarken belediyenin, apaydın bir günde kırılacak dost kuyularında yüreğim. Kim bilir! Belki dünyalara değecek dostlarım da olacak. Çekinmeden sırtımı dayayabileceğim birkaç heybetli çınar ağacım. Olur da günün birinde dünyanın hırs ateşinde yakılmak için kesilirlerse, dünyalara sahip olan ben yine sahipsiz kalacağım…" Başımı omzuna dayadığım annemin kollarında minicik avuçlarıma kocaman hayaller doldurmuşum. Usulca kaldırıp başımı nemli gözlerle anneme sesleniyorum: ‘Annem; hayal kırıklıklarımın usta yapıştırıcısı. N’olur söyle! Kırık da olsalar almasınlar oyuncaklarımı. Büyümek istemiyorum…’
"Ne gece,ne karanlık,ne de yorgun sonbahar,, Görmezmisin hasrete nice yağmurlar yağar, Akşam yiter,gece biter,ardından güneş doğar, Bekle çocuk elbette yüreği pas tumayan, Gönüllerde var!!!! "
|