Profil de ρяσƒ נα∂єρяσƒ уєşιмPhotosBlogListesPlus Outils Aide

Blog


25 octobre

.......P::::::::::::Dostlarım hakkınızı helal edin...Ağır bir amalıyat ğeçircem ..Dualarınıza ihtiyacım war..Hepiniz Rabbime emanetsiniz...HŞÇKLN....::::::::::::::::::PROF JADE

 

SUSMAK GÜZELDİR...

Usulca sokulur derviş, gülün dibine
Susmak güzeldir.
Uzanır elleri yalnız pınara
Susmak güzeldir.
Dokunur bakı
şları sıdk ile –ezeli- bakışlarına
Susmak güzeldir.
Kirpiklerinde süzülür günı
şığı rengârenk…
Gözya
şı yükselir pırıl pırıl
Aydınlanır gözleri acının
Susmak güzeldir.
Öfkeyle kıvrılan dudaklarına bir buse kondurur rüzgâr…
Susmak güzeldir.
Kervanlar, arabalar, trenler, uçaklar, bir
şeyler alır götürür
Sevgiliyi elleri asil, ba
şı dimdik ama yürek alev,
Bir kibrit çöpü gibi kıvrılır
Susmak güzeldir.
Nurlar iner her bereketli topra
ğa,
Vahiy nasıl sularsa gönlü,
İlhamlar öylece yeşertir insanın bilge yanını
Artık az önceki bir önceki insan de
ğildir,
Ama idrak edemez bunu, “Mal bulmu
ş mağribi “
Anla
şmamak bir şeydir yinede yanlış anlaşılmak ise iyi bir cezadır emaneti heder edene…
Susmak güzeldir.
Gayb bahçelerinden kokular getirir bazen
Nesim-i, seher bad-ı saba…
Rüyalara girer altın saçlı sultanlar…
Bazen kapı açılır Hızır girer içeri…
Her a
şk paylaşılmak için sabırsızlanır.
Payla
şınca tükenir bereketi…
Ucub ve kibir, riya ve varlık hissi sızar pencerelerden…
Susmak güzeldir…
Yahya kemal bir prototip çizer. “
şarkın veli çehresi “diye
Anlatıp durdu
ğu zati, cami kürsüsünde görür bir gün hevesle kulak kabartır
Bozulur büyü…
Susmak güzeldir.
Nice cazip duru
şların konuşma başlayınca dökülüverir yıldızları..
İmaj ve asıl arasındaki dev aynasıdır mükâleme…
Susmak güzeldir.
Öfkeyle üzerimize salınan kelimelere kar
şılık hangi kelimeyi cepheye sürersen sür yenilecektir izan, kabaracaktır öfke…
Susmak güzeldir.
Teselli birinin acısına söz ile ortak olmakmı
ş Arapça’ da bir anlamı yokmuş
Acıyla kavrulan bir yürek için.
Müsavat imi
ş o anda acısını dindirecek olan her neyse onu sunabilmek
Onunla çare olabilmek deva bulmak…
Bunun için
“Ya Vasi “ “Ya Muvasi”
Kıymetli yakarı
şlardır mavinin koyuya çaldığı anlarda
İnsanlar çok ilginç; acı çektiğinizi görürlerse
Anlamlı –anlamsız pek çok sözle teselliye kalkı
şırlar.
Acınızı içinize gömüp
ALLAH için susarsanız acıtmak, illa ki feryat duymak için kanırtırlar ba
ğrınızdaki hançeri…
Susmak güzeldir.
Susmak güzel
Susmak hayırlı
Susmak dostluk alameti, yakınlık ve tanıdıklık i
şareti
Yabancıya hal anlatma sıkleti yok dostların yanında, dost halden anlar,
Dostların yanında rahatça susulur,
Sami Efendi Hazretleri benim dünyama “Susmak sohbetleri “ile girmi
ştir.
Hani o hal lisanıyla bazı dostlarına: “-Haydi bir saat susmak sohbeti yapalım “ dermi
ş de
Ba
şlarını kalplerine eğip bir saat sukut ederlermiş
Susmak güzeldir.
Yanında susabildi
ğim dostlara şükür!
Yanımda susan dostlara
şükür!
Sözden açılmı
ş ilm-i ledün yolculuğunun kapısı:
—Güzel konu
ştun ya güzel susmayı da öğren
Kelim’im gemiye binerler gemi delinir çocuk öldürülür, duvar tamir edilir.
Üç tuhaf hadise
Üç hırçın soru “-Sen benimle olmaya sabredemezsin mirim “
Susmak güzeldir.
Zekeriya Peygambere -Aleyhisselam-,bir evladın anne-baba için en makbul iki sıfatı ile, “cebbar ve anid olmamakla mutassıf “
Yahya Aleyhisselamın müjdesi verildi
ğinde, üç gün "susmak orucu "emredilmişti.
Cebr ve inada kar
şı susmak…
Susmak güzeldir.
İsa Aleyhisselam Allah’ın “kelimesi “ idi doğduğunda
Meryem validemize de üç gün “susmak orucu “emredilmi
şti.
A
ğır ithamlara karşı kundaktaki bebeği işaret ediyordu.
Anne susuyordu
İsa’sı konuşuyordu…
Susmak güzeldir.
Peygamber Efendimiz- Sallahu aleyhi ve sellem – ile Hz.Ebubekir Radıyallahu anh-
Birlikte iken adamın hakaretlerine maruz kalırlar.
Peygamber Efendimiz susar –Hz.Ebubekir- Radıyallahu anh bir susar ,iki susar ,üçüncüde dayanamaz cevap verir adama!..
Peygamber sallallahu Aleyhi ve sellem yüzü de
ğişmiş bir halde oradan uzaklaşır.
Sıdık-ı ekber ko
şar peşinden bin telaş sorar sonra ve gecikmeden gelir cevap “Biz susarken bir melek o dama aynen cevap veriyordu.
Ama sen konu
şunca melek sustu. "
Susmak güzeldir.
Sessizce gelir oturur dervi
ş, eşiğe yüzü tazimle yönelir göğe…
Şükür kıvrım kıvrım yükselir dergâh-ı hacata
Sevda söze dökülence peri
şan… Muhabbet arz olunca yalın…
A
şk ilan edince arsız…
Susmak güzel…

 
15 juillet

DÜŞTEMİYİM..ĞERÇEKTEMİYİM..AŞK YANIYOR..YANIYOR DİRİ DİRİ..

 

o günlerden bir rüzgar eser ümitlerim seni terkeder, senden o bakışları gizler  kapkaralık bir keder…

hayatta paylaşmaya değer bildiğin bir sır varsa eğer, haykırıp dağlara taşlara anlatmalıymış meğer….

 

günler geçiyor yanımızdan, insanlar geçiyor hayatlarımızdan, ama bir an var, zamanın durduğu hayatın akmadığı. sadece senin olduğun seni hapsettiğim bi oda var taa derinlerde. orda olduğunu bilmek güzel, kalp atışlarını hissetmek güzel. bazen kapıyı açıp yanına gelmek güzel gözyaşlarını gözyaşlarıma karıştırmak güzel. kimi zaman yanına gelmeden kapıdan uyuduğunu görmek güzel. ya da ben odadan çıktıktan sonra içerde yankılanan haykırışlarımı duymak güzel. seni unutmamak; beynimin kıvrımlarında, yüreğimin allığında  bi yerlerde seni sevmek güzel. sensiz ama sende olmak güzel. işte bahsettiğim aşk bu… şimdi, tutkudan kasıt bu…

 
10 juillet

hekimde yok çaraesi..dile kolay kalbe zor söylemesi..

 

aşk
A
ŞK sadece duygular tiyatrosuymuş ve bizim aşk dediğimizse;başarılı oyuncuların replikleriymiş…Başrol oyuncusu ne kadar iyi rol yaparsa yapsın ;perde birgün mutlaka kapanır! diyelimki balıkmışım ben sende balıkçı.ikimizde biliriz sinege bile kıyamazsın öyle boş oltayı atarsın denize bilirsin salak olmadıgımı ama aşık oldugumu bilemezsin ben sana inat yakalanırım şaşırırsın nerden çıktı bu diye istedigin balık degil ki oturmak iskelede mecbur çekersin yukarıya acı çekiyorum ne de olsa dedim ya kıyamazsın uzanırım avuçlarına bilirim senin yanında yaşamayacagımı sende bilirsin öldürmeye kıyamazsın bakarsın avucundaki aptal balıga bende sana sonra beni kurtarmayı seçersin ben avuçlarında ölmeyi seçmiştim oysa…bırakırsın denize yüzünde kahraman gülümseme hayat kurtardın ya biraz önce sessizce bogulurken mavilerde son kez bakarım iskeleye iskeledeki aptal balıkçıya sende kurtardıgın balıga…………

 

KAN VEGÜL

Kan gülden almı
ş, al rengini...

O gün , bu gündür, a
şıkmış güle...

Kan ko
şarmış, peşinden...
Ne kan gülden, vazgeçermi
ş...
Ne de gül,kandan...
Kan hep akar ,gül kokarmı
ş...
i
şte onun için insan oğlu;
Beddua almı
ş..aşık olur ağlarmış...
Ko
şar, yetişemezmiş...sevgiye...

 
9 juillet

...:::"Kapandı kapılar, söndü ışıklar.Karardı gök, köpürdü denizler.Ruh matemde, aynalarda kirli gülüşler.Yüreğe saplı zehirli oklar...!"

   

Hayatımdan gidenler !!
birdaha geri gelmeyi hayal etmeyin !
hayatıma yeni gelenler…
gitmeyi dü
şünürseniz. hiç beklemeyin…
kalıp tanımaksa amacınız durup dinleyin..
ba
şkasından değil.. beni benden dinleyin…

denizleri seviyorsan, dalgalarıda seviceksin
sevilmek istiyorsan,önce sevmeyi bileceksin.
uçmayı biliyorsan dü
şmeyi de bileceksin..
korkarak ya
şıyorsan yanlızca hayatı seyredersin…

 

***Hayat tersine yaşanmalıydı bence. Önce ölümü savuşturmalıydık başımızdan. Yirmi yılımızı huzurevinde geçirip. Çok gençleştiğimiz için atılmalıydık. Altın bir saatimiz olduktan sonra işe başlamalıydık. Kırk yıl çalışmalıydık, ta ki emekliliğin tadını çıkarabilecek denli gençleştiğimiz güne kadar. Üniversiteye gitmeliydik sonra, liseye hazır hale gelene dek Parti yapmalıydık İyice ufalmalıydık,oyun oynayıp.. Sorumlulukları unutmalıydık. Küçük bir kız ya da bir erkek bebek olunca annemize dönmeli, son dokuz ayımızı yüzerek geçirmeli ve sevgi dolu bir bakışta son bulmalıydık. Norman Glass

Geri Sayım Başladı
Geri sayım:
9 canlı olsaydın bile en fazla
8 kez kaçabilirdin azrailin elinden
7 düvele sultan olsaydın dahi bil ki yerin
6 mekan olacak sana… en fazla
5 metre kuma
ş götüreceksin…kapatacaksın
4 açsanda gözlerini…bu dünya
3 günlük fani dünya…azrailin önünde
2 kat olup yalvarsanda nafile… bil ki
1 gün öleceksin…i
şte o zaman
0 dan ba
şlayacak herşey
ÇÜNKÜ ÖLÜM B
İR YOK OLUŞ DEİL,YENİDEN DOĞUŞTUR

 

7 juillet

bundan sonra belki sewiyorum çıkar.....

 

Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemi
ş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye ba
şlamış.
Bu kozanın içinde geçirdi
ği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmı
ş.

Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
ba
şlamış. Dağlar tepeler aşş, ormanın her yerini dolaşş.
Derken bir vadiye gelmi
ş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafına
şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmü
ş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememi
ş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, ho
ş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip do
ğruca onun yanında almış soluğu.

"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.". Nazlı papatya
şöyle bir bakmış konuğuna ve
"Merhaba" demi
ş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
Ve konu
şmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldi
ğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.

Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
ho
şlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ate
ş böceklerinin danslarını
seyretmi
şler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güne
şin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
sevmi
ş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmedi
ğini merak ediyormuş. Ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememi
ş bir türlü. Onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmu
ş. Papatya da
kelebe
ği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının kar
şılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedece
ğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini payla
şmadan sürekli sohbet etmişler.

Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadı
ğını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmü
ş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
Papatya buna bir anlam verememi
ş. "Neden" demiş. "Yoksa
benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demi
ş kelebek. "Bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık
kelebeklerin hiç ölmedi
ği bir yere gitmeliyim."

Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadı
ğını, daha fazla tutunamayacağını
fark etti
ğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum"
diyebilmi
ş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende…"
diyebilmi
ş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.

İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Ke
şke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
Papatya, sevdi
ğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamı
ş. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye ba
şlamış.
Her dü
şen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.

İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormu
ş:
"Seviyor mu, sevmiyor mu?"…

 

30 juin

"Hazan mevsiminin hüznü sarar sevdaları Kan güle değmiş ise ah’ı kalır Tan ağarırken mahzun bakışlar Ayın şavkı düştüğünde deryâ -yı rahmetten nefes alır…!"ALLAH BİLİYOR SEWEN YIKILMAZ.....

 

·                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         
ßir iki SatıR yazacaqIm Sadece . Sonra cekip qideCeqim ,


Korkma ! ßir iki SatıRLık kaLı$ım oLacak .


Ho$çakaL Canımın içi , Ho$ça kAL !
ßir veda cümLeSi . . ßir kaybedi$. .
ßir depRem qibi ayRıLık cökeR üzeRime biR ho$ça kAL'La. .

Sadece biR iki SatıRLık yan yana qeLi$imiz oLacak , koRkma . .
ßeLki tokaLa$acaqIm yA dA veda - i buSe konduRacaqIm yanaqIna . .
ßeLki dE biR dipnotLa ; Ho$ça kAL'La qideCeqim . . .
SonraSı ; ßenSiz kaLacakSın i$te iStediqin oLacak !

qideCeqim deRt etme !

SevmekLe Sevmemek aRaSındaki inCe biR noktaydIm Sende !


SeviyoR muydun ? OynuyoR muydun ? biR biLmeCe . .


ßunca zaman bo$una yoRmu$um kendimi ,
bELLi ki SevmiyoRdun. . Hic Sevmedin . .


Tamam biR iki SatıRLık kaLı$ım oLAcak ,
qöRmeyecekSin biR daha ßeni . .
Ho$çakaL Canımın içi , Ho$ça kAL !

VarmıydIm Sende , hiC biLmiyoRum . .
yAda biR cümLe'cik oLdum mu yüReqindE ?


. . . .


aRtIk hiC biR $ey faRk etmez .
heR $ey[im] topaRLanıyoR bu evden , Senden !
SenLeyken biLe SenSiz dü$en takwimLeR ,
SenSiz qeCen SaatLeR . .
ßaktIqIm AynaLaR. .


Hepsi hiC biRi yOk artIk hayatInda . yOk'um . .


[ beLki hiC oLmadIm . . ]


biR iki SatıR yazacaqIm Sadece .
biR iki SatıRLık kaLı$ım oLacak ! Son kez . . .

Daha fazLA uzatmıyoRum , daha fazLa yakmayacaqIm kendimi . .

qidiyoRum :

Hosca KaL canımın ici Hosca KaL..


Sevmeye deqmeSdim ki zaten i
İyiki dE yük etmedin beni yüReqine .
İyiki dE defettin ßeni ba$ından !

En iyiSini yaptIn En iyiSiydi
İnan .
En qüSeLini , En uyqununu yaptIn bana . .


dEqmezdim SeviLmeye . . .
dEqmezdim deqeR veRiLmeye . . . !


AqLamaya , üzüLmeye , deRt ediLmeye dEqmezdim . .
kaRanLık qeceLeRin yıLdızı oLmaya dEqmezdim !

bo$weR iyi ki dE Sevmemi$Sin. .


ßana dEqmez'di hiC biR qözya$ı . . . .

 
11 juin

sewen yüreğim kor olana kadar, ğözlerimin feri solana kadar..mahşer sirenleri çalana kadar seni yüreğimde yaşatacağım....seni böğle sewmek ğünahsa ben anadan doğma bir ğünahkarımmm...

 


…seni saklayacağım…

 

Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
Şarkılarımda, sözlerimde.

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.

Sen göreceksin, duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.

Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.

Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.

Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.

Bir gün, tam anlatmaya..
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım..
Anlayacaksın.

 
10 juin

...:::"Ney susar kuş kafeste çırpınır düşler biter ömür zembereği son kes kurulur ve bir nefes buruk acımsı...!"

 

Ölmeyen , Sevgi

Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi... Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı , kıpkırmızı, kan kırmızısı güller...
Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller...
Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, "Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi.
Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç bir şey kaybetmemişti..
Onları hiç bir şey ayıramazdı...
Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm...
Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika gece kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü...
Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında söyleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki?
İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı...
Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı.
Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu...
Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara... Ne kadar güzel dansediyorlardı havada.
Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok... Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine??...
Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı.
Sevdiğine bir şey olamazdı.
Onsuz hayat yaşanmazdı ki...
O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu.
Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan.
Artık bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı.
7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı...
Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı...
Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu...
Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı..

 
8 juin

Ne deliliğim kaldı sevdadan yana ne de aşka inancım bir damla.....

 

Senden sonra hiç acım olmadı


Ne deliliğim kaldı sevdadan yana ne de aşka inancım bir damla

Oysa ben seni severken hiç acı çekmemiştim

Bir zaman varlığını arzulayan gönlüm

Yeri geldi yokluğunu aradı durdu

Hem sen, yokken daha güzeldin

Hem sen, varlığında tanıdığım sen değildin

Yine sevilirdin bu kadar

İnan dönüşüne bağlı değildi sevdamın ağırlığı

Yokluğuna ve imkansızlığına direnmek,

Herşeyden daha anlamlıydı

Eğer dönmeseydin, ne yapar ne eder gözlerini tedarik ederdim biryerlerden

Elini en karanlıklarda bulup tutardım

En azından oyuncağıyla oynayan çocuk gibi kırmadan, kırılmadan

Kendi kendime severdim seni,

Artık dönmesen de olur,





Her şeyin ikincisi yenilgidir,

Her dönüş ispatıdır biraz da kaybetmişliğin

Mağluptur ileriye bakamayan

Bakamaz ki bir türlü pişmanlığından

Onu tutar geride bıraktığı her neyse

Daha da bağlanır ardında kalana

Terk edilen çabuk büyür, hüzün kalana düşse de

Pişmanlık hep gidenin payına

Ayrılık zor zanaat, kimse yüzde yüz gülemez

Kimse yüzde yüz gidemez

Giden dönüyorsa, sevdiğinden değil kaybettiğindendir

Ve aradığını bulamadığından

Dönene kapıyı açmayın

Sevseydi o, gitmezdi hiç bir zaman

İşte bu yüzden dönene kapılarınızı bir daha asla açmayın

Ve sen

Gelme

O kapı hiç açılmayacak sana

Eski rüzgarların sözü geçmez terk ettikleri dağlara

Geceye yeni şiirler gerek, gemiye yeni fırtına

Her eylüle başka yağmur

Kalana taze baharlar lazım

Ve gidene biraz yürek

Kaçanlar pişman şimdi

Kalanlar, sevmeye devam edecek.





Şimdi biz ayrıldık ya

Birkaç gün sendeleyerek yürürüm

Ayağım takılsa da düşmem

Yine doğrulurum biliyorum,

Yaşadığım tüm aşkların üzerine yemin ediyorum

Ben artık senden vazgeçiyorum.

 

 
3 juin

şimdi sil baştan yaşanır mı??hayat...yoksa sonuna warıp nokta mı koymalı...

 

 

 

Adı hüzün olsun bu gerçeğin.
Ayrılı
ğın tekil sızısını hissetmenin
Ve senden sonraki ya
şantımın,
Adı hüzün olsun!

Öteki renklerini aldığın,
Tek mevsimlik dünyamın,
Ve senden bana kalanların,
Rotasız ba
şlayan yolculuğumun,
Her limanda yüzle
ştiğim sensizliğin,
Adı hüzün olsun!

Bir türlü gelmeyen geleceklerin,
Bir yarısı sende kalan geçmi
şin,
Ve her gün biraz daha kaybolan iyimserli
ğimin,
Adı hüzün olsun!

Gittikçe tuhaflaşan tavırlarımın,
Azalan ideallerimin,
Alı
şkanlık haline gelen sıradanlıkların
Birbirine benzeyen her günün
Adı hüzün olsun!

Aklımda kalan şarkı sözlerinin,
Anılarını sakladı
ğım kirli odamın,
Ya
ğan yağmurun,
Cama dayanmı
ş soluk yüzümün,
İçimde ağlayan çocuğun,
Adı hüzün olsun!

Artık gelmeyeceğine olan inancımın,
Eksik yüre
ğimin, göremediğim renklerin,
Sensizli
ğin, yarım kalmışğın,
Adı hüzün olsun!

Değişmeyen şeylerin,
Aynı filmin tekrarına benzeyen rüyaların,
Sadakatini elden bırakmayan gönlümün,
İçimdeki yalnız şairin, bu yaşantının,
Ve bu akan gözya
şlarımın  adı yeşim olsun!

 
22 mai

*****€LL€RİM ÜŞÜYOR*****

 

·                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           

  Kelimelerin bir dağ yamacında biriktirdiği yağmurlarım ben.
Damla damla tükenmeye hazır bir ateş bağrımdaki.
Sevdiğimin kor bakışları yok bu şehirde.
Hazır değilim sonu sızılı kelimeler kurmaya.
İçimde büsbütün ıslaklığını tadıyorum ayrılığın.

Sevgilim...
Uzun zamandır gözlerin gözlerimde değil,
Şarkılar söyleyen senin, kulaklarımda ezgileri ek****
Zaman geçti...
Bir buruk yağmur yağdı üzerime.
Omuzlarımdan avuçlarıma...
Dokundukça yoksun,
Yoksun...
Yüreğimde acıdı bu sözcük,
Adı ayrılıktı...

Hıçkırdım sözcükleri dudaklarımdan,
Sancılarını çektim kalabalıklar içinde yüzümde gülücüklerle...
Hepsi yalandı...
Maskeler taktım,
Gülücük perisiydim karşısında hayatın.
Oysa içimdeki ben kandırılamaz bir gerçeğin izleriydi.
Dudaklarımdan hıçkırıklarla yoksun dedim,
Sessiz karanlıklara çekildim,
Çığlıklarımla içimde depremler yarattım.
Ayrılıktı...
Hıçkırdım... Öğrendim acılı kelimeler kurmayı,
ve yüreğimde bir gemi terkettim,
İçinde mutluluğun yolcuları vardı,
Dudakların vardı sabahları güneşten önce gözlerimi öpen.
İçinde yağmurların tadı vardı,
Binbir gece binbir renkte dokunmaların...

Ay gözlerinde parlıyordu,
Dudakların masallar gibi dudaklarıma heceliyordu,

Senin tenin kırmızı meşale gibi yüreğimi aydınlatan,
Kor siyahlar içinden yüzümü göğe uzatan...

Sevgilim,
Gitme...
Gitme güneşleri sereyim mavi şehirlerine,
Gitme...
Gitme bulutları yağmur gibi ekerim gözlerime...
Senin tadında hiçbir çiçek,
Hiçbir toprak,
Hiçbir yağmur geçmiyor...


Sessizlikte dalgalar denizde,
Suskunluğun şarkısını duyuyorum.
Yalnızım,
Saçlarından okşadığım ellerim kadar yalnız...
Özledim...
Rüzgar sesini özledim,
Mavi düşlerime ninni ezgilerini...
Çiçekler kokan tenini...


Bir gülüşünle rüyalara dalardık iki beden.
Gelincikli saçlarımdan tut hadi.
Bir kere daha gamzeli yanaklarına dokunsun ellerim,

Ellerim üşüyor Sevgilim...

 
19 mai

PROF JADE YEŞİM.....

19 MAYIS 2009

 

Yaralarından yar kanıyor oluk oluk

Eskitemediğin bi şarkı aşk, halen dilinde

Şakağına dayadığın acılı sancıların

İçtiğin zehir o,senin şerbet sandığın

Maviyi severdin oysa sen,siyaha nasıl aldandın 

                                                                                           TAN ÇEWİK

"BUĞÜN DOĞDUĞUM ĞÜN MUTLUYUM ANLADIM HALA DÜNYADA DOĞDUĞUMA SEWİNEN DOSTLARIM WAR TABİ LANET EDENLERDE EKSİK DEĞİİL...ĞİNEDE HERKESE TSK EDİYORUUM İİKİ WARSINIZ DOSTLARIM...."

 
18 mai

bazen bakarsın zaman durmuş ...işte buda o anın ta kendisi...

 
Gökkuşağı Sevgilim
Sabah uyandığımda ilk aklıma gelensin,
Soluduğum havada içime çektiğimsin
Sen benim hayalini kurduğum düşlerimsin
Her halinle güzelsin sen benim herşeyimsin
Sen yoksan bende yokum senden sonrası da yok
Sen yoksan inan bana canımdan bir parçam yok
Sen uzakta oldukça benim tadım tuzum yok
Sen yoksan bil ki canım yaşamın manası yok
Ne çok sevmişim seni tarif etmek imkânsız
Bu sevgiden de öte yalansız ve riyasız,
İki yürek baş koymuş gönülden ve çıkarsız,
Biz dönüşü olmayan bir yürekle bağlıyız
Unuttuğum sevgiyi hatırlatan sen oldun
Sen ruhuma girerek sevgilerini sundun
Yüreğime akarak beni sevgiye boğdun
Huzura ermek için sen benim tek yolumdun
Gökkuşağına sahip kaç mevsim var dünyada
Benim gökkuşağımsa dört mevsim hep yanımda
Ömür boyu benimle rengârenk hep ruhumda
Gökkuşağı sevgilim sen benim hep canımda…
                                           Serap Sönmez
14 mai

Yollara çık,Güneş denizlere gülümsemeden.Heybene yüreğini,Nefesine düşlerini alıp ..Karanlık yüreğime gülüşlerinle.Ansızın uğrasan,Yutkunacağım sevinçle...Dudaklarımdaki ateşleri birer birer.

 

          Beklediğimiz arzular hiç gerçekleşmeyeceğe benziyor. Çok sevdiğimi söylemiştim. Anladığını sanıyordum, meğerse beni hiç anlamamış ya da ben daha iyi anlatamamışım. Gitmesini istemediğim için gitti. Günlerce belki de ağlamalar başladı. Küçüktüm, sevmesini bilmeyen minicik bir çocuktum. Ama buna emin olun ki büyüyerek sevmektense, küçükken büyüttüğüm sevgi daha iyiydi, daha temizdi.

          Aklımın belki de karışık olduğu vakitler çok sevdalar yaşamaya başladım. Seni düşündüm. Acaba şu an benden uzakta ama ne yapıyor. Benden sonra belki de mutlu olmuşa benziyor. Ben iki kalple aynı anda bile yaşayamazken o milyonlarca kalpte yaşamakta. Belki de ileriye dönük bir ayrılık vedası çok garipti;

          " Seni asla ve asla unutmayacağım. Sen beni unutsan bile ben seni asla unutmayacağım "

          Unutamamanın belki de sağanak sağanak yağdığı günlerdeki gibi düşünceliydim. Gidişinin sonbaharında yine aynı günde, aynı saatlerde hasta bir şekilde yatakta yatmak çok kötüydü. Belki yıllar sonra aynı olacak ama sen benden ayrılacakmısın bilmiyorum. Yanımda olduğunda söylenemez ama ben seni içimden atmadığım sürece sen benden, sevginden asla vazgeçmeyeceksin. Bunun tam tersi senin için de aynı olacaktır. Bizler zamanı yenen insanlarız ve değirmenlerin bile dönmesini engelleyenler olarak bir kez olsun bana haber ver. Halen daha yaşadığından emin değilim. Yıllar sonra belki de öldüğün haberin gelecek. Düşünmek bile istemiyorum. Bu kötü sona kendimi alıştıramıyorum. Bu son bizim yapabileceğimiz çaresiz bir son sevdiğin. Benimle geçirdiğin dakikalar adına, sevdiğini söylediğin cümleler adına sana son bir kez teşekkür ediyorum.

          Sen benden ayrılmamışa benziyorsun. Şimdi hayatımın en güzeliyle baş başayım. Sevmek öyle güzel bir duygu ki hissettiğin an geçen zamanı unutuyorsun. Hayal olduğunu hissedersen eğer yine aynı mutsuzlukla savaşmaya hazırsın demekti. Ben hiç ama hiç hayal olduğunu hissetmedim. Çünkü ben seni hissettim. Senin hayaline dokundum ve şimdi senin hayalinin parmak uçlarıyla uyumaya çalışıyorum. Bırakma demiştin ya beni uyutup gitmen çok kötüydü. Belki de demişsindir ama ben seni duyamadığım için hala kızgınım. Sen benim hayalim bu gece de yoksun. Biraz daha beklemek gerek. Ben senin hayalinin parmak uçlarıyla yazıyorum.

 
13 mai

BİRĞÜN KALABALIK EDERSEM, HABERSİZ ÇEKİP ĞİDERSEM...YALNIZLIĞIM SANA EMANET....

                           LUR SIKI GİYİN

incinecek hal kalmadı bende,
sana sadece bir tavsiye;

vedalar soğuk olur, sıkı giyin!

üşüyorum…

duracağım burada
gidişini seyredeceğim
kıpırtısız, sakin gibi görüneceğim
kavgasız olacak, fırtınasız olacak
saçma sapan olacak
organlarım birbirine vuracak
arkandan sessiz bakacağım
ben yine salağı oynayacağım…

hayalleri taştan bir sevdaydı bizimkisi. kırılmazdı. yağmura kara dayanıklıydı. çığ olup düşerdi de kendine zarar vermezdi. kopmazdı. gidişler dönüşlere gebeydi de, hep acıtırdı her el sallayış. özlemler acıydı. yürek dabırsızdı. her dönüş, doğuştu aslında yeniden. ölüp ölüp dirilmek gibi değil de, erince doğmaktı.

ama

önce hayaller öldü! (cenaze meydanda kaldı, ulu orta)

gönlüme bir kor düşer
gitme öyle zamansız
önce hayaller biter
yanar külsüz dumansız

acıyorum… ya da acıyorlar… elimde kalanları sayamıyorum. nasıl sayabilirim. ateş altında heryerim… dokunulamıyorum, onarılamıyorum, dona kaldım yanarken. sadece acıyorum, acınılıyorum… demişler inanmış, ağlayışları geçer sanmıştım. bir maddeyim… bedenim var senden kalan. benden götürdüklerini isteyemiyorum. sen giderken sen olsaydın, benden gitmezdin. sen olmadın belki de hiç!

bilmiyorum sensizliği…

baharlar hiç gelmez
mevsim hep kış olur
günlerime güneş doğmaz
hislerim uyur

takvimleri kopardım attım sen giderken. saatleri kırdım… zaman!dan söz edilmesini istemiyorum artık… kış! soğuk işte. herkese olduğu gibi… derlerdi hep de inanmazdım, vedalar soğuk olur, sıkı giyin!

ben bahardan kalmayım…
sana yangındım, ama sensiz üşüyorum… ve uyuyorum… hala!

dilimden hiç düşmez
adın hasret olur
yüreğimde sızı dinmez
gülmek güç olur

acı işte. hangi hecesinden tutarsan tut bu böyle. ne sancım diner, ne ağrım. sattım 3 kuruşa gülüşlerimi… bak gamze gamze dolmuyor yüzüm. bak acı! bak yaş! bak soğuk!

bakma… anlamayacak kadar uzağız artık. haa soğuk. demişlerdi zaten… ama yapacak birşeyim yoktu. sonunu bile bile lades dedim ben… mahkumdu!

ayrılıklar yara açar yara üstüne
yağmur ağlar sensizliğe iç çekişime
sensiz olmaz bu yerlerde dünya dar olur
eğer gidersen bu aşka çok yazık olur

gittin… yükelmin öznesi mühim değil aslında. gidildi. onarılmaz yaralarımız var artık. susuz tokluk arıyoruz belki de. yazık oldu mu? bilmem… olur mu?

sadece üşüdüğümü hissediyorum…

vedalar soğuk olurmuş, ben yolculuklara senle çıkmaya alışkındım oysa…

 

 
11 mai

ben ösledim ğali,ba seni..bu yüzden bunca sitemlerim..sen üzülme acıdan bu sözlerim..karşıdan ğörsem dolar ğözlerim..ğine telaşlaanır, dalğalanır yüreğim..durulur yawaştan..

  

Bu, dokuzuncu bahar… Sen yine, ne yöne dönsen; benim ektiğim papatyalara bakacaksın…
Duyguların boyunca çiçeğe batacaksın; belli etmesen bile! ..

Bu, dokuzuncu bahar…
Sen, yine benim diktiğim papatyalara basacaksın;
Bilerek, dikenim olmadığını! ..

Beyaz yüzlerini serecek papatyalarım, adımlarının altına; kirlenmeyecekler!
Ama sen, belki yine, sileceksin gizli ve tarifsiz bir hazla; ayağına bulaşan sarı öpücükleri…
…dokuzuncu bahar!

Dokuz bahar önceydi; yoldum her papatyanın “sevmiyor” yaprağını! .. İşte o zamandan beri, hangisini denesen; “seviyor”, “seviyoor”, “seviyooor” ve “seviyor…”
Dokuz bahar geliyor, her yaprağıyla sana “sevdiğimi” söyleyen beyaz papatyalarla… Kasımpatılar seviyor, kardelenler seviyor, papatyalar seviyor…

Bu, dokuzuncu bahar…
Sen yine; “sevdiğimi” söyleyip, “sevmeni” isteyen, ve sadece sevgiyi tanıyan papatyalarıma batacaksın, duyguların boyunca…
Bu, dokuzuncu bahar…
Ve sen, sanırım yine diktiğim papatyalara basacaksın bilerek dikenim olmadığını!
Papatyalarımın ahh, ezilen suratları buruşmadığı halde, sen; ayağını temizleyeceksin onların dudak izlerinden! ..
 
Dokuzuncu bahar biliyor; tam dokuz bahar önce yolduğumu her papatyanın “sevmiyor” yaprağını! ..
Sen zaten biliyorsun; hangi bir papatyanın kopsa hangi yaprağı, hep; “seviyooor, seviyor” diye haykırdığını…
 
Herkes biliyor elbet kopan her bir yaprağın “seviyor” dediğini…
Fakat, kimse bilmiyor;
Sen, neden sevmiyorsun? ..
 
Muammer Erkul

8 mai

sustukça ölüyorum...baktıkça bitiyorum...ya anılar siz beni terk edin..yada beni sizden wazğeçirin....

 

Avucuma bir yürek kondu…Dünya güzeli, kocaman, yüce bir yürek…
İnanamadım, bakakaldım Sonra yumuşacık kavradım
Seyrettim uzun uzun, nasıl attığını inceledim
Sustum, nefesimi tuttum o atışları duymak için
Kulaklarım sağır oldu, tüm dünyayı kapladı o atışların sesi…
Dokundum ona..Sıcaklığını hissettim elimde
O sıcaklık tüm vücuduma yayıldı ve benim yüreğimi de sardı
Avucumdaki yürekle aynı ritmde atmaya aynı sesleri çıkartmaya başladı yüreğim…
Şaşırdım, sonra alıştım, hatta hoşlandım…
Avucumdaki yüreği hiç bırakmadım, bırakamadım…
Nasıl bırakırdım?
Benim yüreğim de ritmini ona alıştırmış, ona uydurmuştu…
Onu bırakırsam belki de dururdu benim yüreğim, yaşamazdı bedenim…
Ben onu avucumda tuttum hep, hiç bırakmadım..
Ben bırakmazsam o zaten avucumdan düşmez…

 

 
21 avril

ister kırılıp dökülelim..ister yok olup dirilelim...anlaşmadan ölmeyelim..

                                                                                                                                                                                                                                                          
önceleri hayatımın en güzel tatlarındandın
oynadığımız küçük oyun
o anda herşeye değerdi benim için.
daha büyümemişti kalbim belki de
kördü belki gözlerim hayatın anlık parıldayan ışıltısında..
sana ulaşabilmekti tek amacım!
senin sevgine muhtaçtım
artık sana muhtacım!!!
işte bu anda kararmaya başladı tüm dünya
uçsuz bucaksız aydınlıklar yok oldu
araya mesafeler kondu..
hayatın acı yüzünü bir kez daha gördüm
gözyaşlarım daha da bulandırdı zaten göremediğim yarınımı..
kendimle çelişmeye başladım
içimdeki fırtınalardan korunmak için kaçtım kendimden
kayboldum sonra..
zalim karanlıklar içinde kaldım tek başıma!!
hayat bir tiyatroydu aslında
herkesin maskeleri aralandı usulca
seni aradım her düşen maskenin altında
ama hep başkası vardı karşımda..
acaba sen aslında yok muydun?
rüyalarımı hayallerimle harmanlayıp seni ben mi yaratmıştım?
ya da aklımın bana oynadığı en güzel ama en acı oyun muydun?
belki de…
ama ne olursan ol
bu güne kadar çektiğim en anlamlı acısın!
keşke hiç gitmese başımdan bu bela!
uzattığımda ulaşamasa da ellerine ellerim
gözlerim gözlerinde yok olamasa da
sarılamasamda sımsıkı boynuna
son nefesimde bile seni hatırlamak isterim…
herkese anlatmak isterim
sana bahşettiğim o kutsal üç harfi senin inancın olmasa da..!
hayat bu belli olmaz..
kaderse seçimlerden oluşmaz bunu da öğrendim artık!
ama biliyorum ki sonu çoktan geldi.
en güzel hikayem daha başlamadan bitti..
çok zor oldu!
ama bitti!

belki de sadece kendimi kandırıyorum.
ne farkeder ki;
hayat perdesi çoktan açıldı..
şimdi sahne zamanı!!
gülen maskelerimizi kuşanıp yaralarımızı saklamamız lazım
aman gözyaşlarımızı kimse görmesin!!!
hep gülelim…
SAÇMALIK….!
a
ma biz yine de hep gülelim ki mutlu sansınlar unuttu sansınlar…!

 
20 avril

damla damla akar ğüllerin üstüne..ğözyaşım hançer olur batar yüreğime..ğidişin yakar beni kül olur ..yanarım......neredesin, ğözlerine susadım...

 

 

Hergün geçtiği o yolda, sayısız güllerin bulunduğu bir de bahçe vardı bülbülün. Kiminle geçse o bahçenin yanından; yanındakiler güllerin büyüsüne kapılıp, güllerin ne kadar güzel olduğundan bahsederdi. O ise aldırış etmeden “Alt tarafı gül işte” der geçerdi bahçenin yanından. Güllere bakmazdı bile. Sevmek istemezdi gülleri. Solardı çünkü güller, terkederdi bir süre sonra. Ha! Bir de dikenleri vardı güllerin. Batırırlardı dikenlerini sevenlerine hiç acımadan.

Bir gün geçiyorken bülbül yine o bahçenin yanından yalnız başına, gayri ihtiyari dönüp baktı herkesin hayran kaldığı güllere. Evet sayısız gül vardı o bahçede ve güzel bir ahenk oluşturmuşlardı. “Sana ne” dedi kendi kendine. Sahip olamayacağı güzelliklerden uzak durmaya çalışırdı çünkü. Yüzünü çevirirken bülbül, gözüne bir gül takılıverdi. Onca gülün arasında duruyordu. Gözleri kilitlendi ona görür görmez, “Alt tarafı gül işte” diyemedi dili bu kez. Olduğu yerde durdu, bakakaldı. Korktuğu başına gelmişti. Elde edemeyeceklerinden uzak durması gerektiği aklına geliyor ama bunu kabullenemiyordu.

Neydi farklı olan? Ne vardı ki onda, bülbülü kendisine hayran bırakan? Benzese de hepsi birbirine, gözleri ve yüreği ile ayırabiliyordu onu diğerlerinden. Ama gözlerini ayıramıyordu bülbül, o gülden. O an “Kendine gel” dedi ve istemeye istemeye ayırdı gözlerini.

Gözlerine hükmetmişti ama kalbine hükmedemiyordu. Anlam veremiyordu bir türlü. Onca gülün arasından seçtiyse onu bir sebebi olmalıydı. Aşk bu muydu?

Gün boyu onu düşündü. Gece uyutmadı hasreti. Bir daha görememe korkusu büyüdü içinde. Daha fazla duramazdı görmeliydi onu bir kez daha. Yine o bahçenin kenarında uzaktan uzağa seyretti gülünü ertesi gün doyasıya.

Evet, onun gülüydü o artık. Bir başkasının olmasına tahammülü yoktu. Her gün o bahçeye gidiyordu, geceleri ise gülünü hayal ediyordu. Güzel hayalleri güzel planları vardı gülü için. Bir gün sevdiğini söyleyecekti gülüne, gülü de onu sevecekti. Mutlu olacaklardı elbet beraber oldukları sürece.

Zarar verebilecek herşeyden koruyordu gülünü. Küçücük vücudunun yettiğince yardım ediyordu gülüne. Susuz kalmaması için bulutlara, gülünü ayakta tutması için toprağa şarkılar söylüyordu hergün. Bulutla toprak yardım ettiler güle ellerinden geldiğince. Onlar da hayrandı çünkü bülbülün sesine. Bülbülün elinden gelen buydu; yardım edebilecek herkese şarkılar söylüyordu gülü için.

Derken zaman geçti; onsuz olamıyordu artık bülbül, bir an olsun ayrı kalamıyordu. Hasret acısı, sabır taşından ağır gelmeye başlamıştı bülbülün küçük yüreğine. Uzaktan sevmek yetmiyordu artık. Sarılmalıydı ona, en güzel şarkıları söylemeliydi gülüne.

Ama sevecek miydi gül onu. Sevgisine karşılık verecek miydi acaba. Çok sevse de, ortada bir gerçek vardı. Habersizdi gül bülbülden. Bülbül onu seviyor, her kötülükten koruyor, hatta yardım etmeleri için hergün, o güzel sesiyle dostlarına şarkılar söylüyordu. Ancak güllerin en güzeli bundan haberdar değildi henüz.

Tüm cesaretini toplayıp bir gün, gülünün yanına gitti sonunda bülbül. “Ona bu denli yakın olmak... Ne güzel bir duygu...” diye düşündü. Hayallerinden biri gerçek olmuştu. Tüm hayallerini gerçekleştirmek için ise artık konuşmalıydı onunla. Ve sözlerine başladı o güzel sesiyle. Aşkını itiraf etti en güzel kelimelerle. Sesi o kadar güzeldi ki, güllerin en güzeli kayıtsız kalamadı bülbülün aşkına. İlk kıvılcımın çakmasına sebep olmuştu bülbülün sesi. İlk kıvılcımdan sonra, bülbülün o büyük aşkı, sonsuza dek sürecek sevgisi, gülün de onu ölesiye sevmesini sağladı. Her gün buluşuyorlardı. Bülbül gece gündüz, zamanının tümünü gülüyle geçirmeye başlamıştı. İşte hayalleri gerçek olmuştu sonunda bülbülün.

Bu durum bülbülün sesine hayran dostlarını üzmeye başlamıştı. Artık onlara şarkı söylemiyordu bülbül. Ve bu durum kızdırdı bulut ile toprağı. Bize değer vermeyene biz hiç vermeyiz dediler. Kestiler güle yardımı. Suyunu kesti bulut, desteğini çekti toprak gülden.

Bülbül ise habersizdi tüm olanlardan. Farkında değildi dostlarının kendisine yüz çevirdiklerinden. Onun gözü gülünden başkasını görmüyordu. O kadar kördü ki artık, gülünün ihtiyacları olduğunu bile göremez olmuştu. Unutmuştu güllerin ömrünün kısa olduğunu. Unutmuştu, gülünün bu kadar uzun yaşamasının bulut ve toprağın sayesinde olduğunu.

Günler geçtikçe gül solmaya başladı. Bülbül anlam veremiyordu olanlara bir türlü. Gülü gözlerinin önünde soluyordu ve elinden birşey gelmiyordu. Unutmuştu güllerin solduğunu. Bu acıya hazırlamamıştı kendisini. Gülleri sevmemesinin nedenini unutmuştu. Aşkın gücü bunu unutmasını sağlamıştı.

Kısa süre sonra soldu gül. Bülbül gözü yaşlı, doyasıya sarıldı gülüne son bir kez sıkı sıkı. Ancak unutmuştu... Dikenleri vardı güllerin. Daha önceden gülleri sevmemesine neden olan dikenleri unutmuştu. Batıyordu bülbülün minik vücuduna gülünün dikenleri. Ama o aldırış etmiyordu bile. Küçücük vücudundan sızan kanların ne önemi vardı ki artık sevdiği yanında yokken. Ölüm korkutmuyordu onu. Hatta ölmek istiyordu. Etrafındakilerin yardım etmesine izin vermedi. Gülünün toprağa serilmiş cansız vücudunun yanına uzandı bülbül ve yavaş yavaş kapandı gözleri.

Hayatta karşısına çıkan güzellikleri ve aşkı yaşarken, bazı şeylerin ihmale gelmeyeceğini, sadece sevginin yetmediğini, özverinin de gerekli olduğunu anlamıştı artık bülbül son nefesini verirken. Ve her ne kadar bedelini hayatıyla ödeyecek olsada en ufak bir pişmanlık dahi duymuyordu bülbül. Bu aşk ona; sevgiliyi iyisiyle, kötüsüyle sevmesi gerektiğini öğretmişti. Dikene rağmen sevip kucaklamıştı gülünü.

İşte o günden sonra bülbül ile gülün aşkı dilden dile dolaşır oldu. Bu aşk ile gülün güzelliği bülbülün sesi efsaneleşti ve geriye iki cansız küçük beden ile insanların alması için birkaç ders bıraktı.

  

17 avril

ğiden ğünlerim oldu...zaman ğeçiyor bekliyorum bak..

   

Sevmeyi bilemedin
Sevilmeye hakkın yok
Gün sayıp beklemedin
Özlenmeye hakkın yok!

Sevdamla coşmadın ki
Dağ deniz aşmadın ki
Umutla koşmadın ki
Kavuşmaya hakkın yok!

Hakkın yok bir tek söze
Konuşmaya hakkın yok
Taştan farksız o kalbi
Taşımaya hakkın yok!

Aşk nedir bilmedin ki
Sevildin sevmedin ki
Mutluluk vermedin ki
Mutluluğa hakkın yok!

Anlarsın bir gün gelir
Bunu her seven bilir
Terkeden terkedilir
Ağlamaya hakkın yok!