Usulca sokulur derviş, gülün dibine Susmak güzeldir. Uzanır elleri yalnız pınara Susmak güzeldir. Dokunur bakışları sıdk ile –ezeli- bakışlarına Susmak güzeldir. Kirpiklerinde süzülür günışığı rengârenk… Gözyaşı yükselir pırıl pırıl Aydınlanır gözleri acının Susmak güzeldir. Öfkeyle kıvrılan dudaklarına bir buse kondurur rüzgâr… Susmak güzeldir. Kervanlar, arabalar, trenler, uçaklar, bir şeyler alır götürür Sevgiliyi elleri asil, başı dimdik ama yürek alev, Bir kibrit çöpü gibi kıvrılır Susmak güzeldir. Nurlar iner her bereketli toprağa, Vahiy nasıl sularsa gönlü, İlhamlar öylece yeşertir insanın bilge yanını Artık az önceki bir önceki insan değildir, Ama idrak edemez bunu, “Mal bulmuş mağribi “ Anlaşmamak bir şeydir yinede yanlış anlaşılmak ise iyi bir cezadır emaneti heder edene… Susmak güzeldir. Gayb bahçelerinden kokular getirir bazen Nesim-i, seher bad-ı saba… Rüyalara girer altın saçlı sultanlar… Bazen kapı açılır Hızır girer içeri… Her aşk paylaşılmak için sabırsızlanır. Paylaşınca tükenir bereketi… Ucub ve kibir, riya ve varlık hissi sızar pencerelerden… Susmak güzeldir… Yahya kemal bir prototip çizer. “şarkın veli çehresi “diye Anlatıp durduğu zati, cami kürsüsünde görür bir gün hevesle kulak kabartır Bozulur büyü… Susmak güzeldir. Nice cazip duruşların konuşma başlayınca dökülüverir yıldızları.. İmaj ve asıl arasındaki dev aynasıdır mükâleme… Susmak güzeldir. Öfkeyle üzerimize salınan kelimelere karşılık hangi kelimeyi cepheye sürersen sür yenilecektir izan, kabaracaktır öfke… Susmak güzeldir. Teselli birinin acısına söz ile ortak olmakmış Arapça’ da bir anlamı yokmuş Acıyla kavrulan bir yürek için. Müsavat imiş o anda acısını dindirecek olan her neyse onu sunabilmek Onunla çare olabilmek deva bulmak… Bunun için “Ya Vasi “ “Ya Muvasi” Kıymetli yakarışlardır mavinin koyuya çaldığı anlarda İnsanlar çok ilginç; acı çektiğinizi görürlerse Anlamlı –anlamsız pek çok sözle teselliye kalkışırlar. Acınızı içinize gömüp ALLAH için susarsanız acıtmak, illa ki feryat duymak için kanırtırlar bağrınızdaki hançeri… Susmak güzeldir. Susmak güzel Susmak hayırlı Susmak dostluk alameti, yakınlık ve tanıdıklık işareti Yabancıya hal anlatma sıkleti yok dostların yanında, dost halden anlar, Dostların yanında rahatça susulur, Sami Efendi Hazretleri benim dünyama “Susmak sohbetleri “ile girmiştir. Hani o hal lisanıyla bazı dostlarına: “-Haydi bir saat susmak sohbeti yapalım “ dermiş de Başlarını kalplerine eğip bir saat sukut ederlermiş… Susmak güzeldir. Yanında susabildiğim dostlara şükür! Yanımda susan dostlara şükür! Sözden açılmış ilm-i ledün yolculuğunun kapısı: —Güzel konuştun ya güzel susmayı da öğren Kelim’im gemiye binerler gemi delinir çocuk öldürülür, duvar tamir edilir. Üç tuhaf hadise Üç hırçın soru “-Sen benimle olmaya sabredemezsin mirim “ Susmak güzeldir. Zekeriya Peygambere -Aleyhisselam-,bir evladın anne-baba için en makbul iki sıfatı ile, “cebbar ve anid olmamakla mutassıf “ Yahya Aleyhisselamın müjdesi verildiğinde, üç gün "susmak orucu "emredilmişti. Cebr ve inada karşı susmak… Susmak güzeldir. İsa Aleyhisselam Allah’ın “kelimesi “ idi doğduğunda Meryem validemize de üç gün “susmak orucu “emredilmişti. Ağır ithamlara karşı kundaktaki bebeği işaret ediyordu. Anne susuyordu İsa’sı konuşuyordu… Susmak güzeldir. Peygamber Efendimiz- Sallahu aleyhi ve sellem – ile Hz.Ebubekir Radıyallahu anh- Birlikte iken adamın hakaretlerine maruz kalırlar. Peygamber Efendimiz susar –Hz.Ebubekir- Radıyallahu anh bir susar ,iki susar ,üçüncüde dayanamaz cevap verir adama!.. Peygamber sallallahu Aleyhi ve sellem yüzü değişmiş bir halde oradan uzaklaşır. Sıdık-ı ekber koşar peşinden bin telaş sorar sonra ve gecikmeden gelir cevap “Biz susarken bir melek o dama aynen cevap veriyordu. Ama sen konuşunca melek sustu. " Susmak güzeldir. Sessizce gelir oturur derviş, eşiğe yüzü tazimle yönelir göğe… Şükür kıvrım kıvrım yükselir dergâh-ı hacata Sevda söze dökülence perişan… Muhabbet arz olunca yalın… Aşk ilan edince arsız… Susmak güzel…
o günlerden bir rüzgar eser ümitlerim seni terkeder, senden o bakışları gizler kapkaralık bir keder…
hayatta paylaşmaya değer bildiğin bir sır varsa eğer, haykırıp dağlara taşlara anlatmalıymış meğer….
günler geçiyor yanımızdan, insanlar geçiyor hayatlarımızdan, ama bir an var, zamanın durduğu hayatın akmadığı. sadece senin olduğun seni hapsettiğim bi oda var taa derinlerde. orda olduğunu bilmek güzel, kalp atışlarını hissetmek güzel. bazen kapıyı açıp yanına gelmek güzel gözyaşlarını gözyaşlarıma karıştırmak güzel. kimi zaman yanına gelmeden kapıdan uyuduğunu görmek güzel. ya da ben odadan çıktıktan sonra içerde yankılanan haykırışlarımı duymak güzel. seni unutmamak; beynimin kıvrımlarında, yüreğimin allığında bi yerlerde seni sevmek güzel. sensiz ama sende olmak güzel. işte bahsettiğim aşk bu… şimdi, tutkudan kasıt bu…
aşk AŞK sadece duygular tiyatrosuymuş ve bizim aşk dediğimizse;başarılı oyuncuların replikleriymiş…Başrol oyuncusu ne kadar iyi rol yaparsa yapsın ;perde birgün mutlaka kapanır! diyelimki balıkmışım ben sende balıkçı.ikimizde biliriz sinege bile kıyamazsın öyle boş oltayı atarsın denize bilirsin salak olmadıgımı ama aşık oldugumu bilemezsin ben sana inat yakalanırım şaşırırsın nerden çıktı bu diye istedigin balık degil ki oturmak iskelede mecbur çekersin yukarıya acı çekiyorum ne de olsa dedim ya kıyamazsın uzanırım avuçlarına bilirim senin yanında yaşamayacagımı sende bilirsin öldürmeye kıyamazsın bakarsın avucundaki aptal balıga bende sana sonra beni kurtarmayı seçersin ben avuçlarında ölmeyi seçmiştim oysa…bırakırsın denize yüzünde kahraman gülümseme hayat kurtardın ya biraz önce sessizce bogulurken mavilerde son kez bakarım iskeleye iskeledeki aptal balıkçıya sende kurtardıgın balıga…………
KAN VEGÜL
Kan gülden almış, al rengini...
O gün , bu gündür, aşıkmış güle...
Kan koşarmış, peşinden... Ne kan gülden, vazgeçermiş... Ne de gül,kandan... Kan hep akar ,gül kokarmış... işte onun için insan oğlu; Beddua almış..aşık olur ağlarmış... Koşar, yetişemezmiş...sevgiye...
Hayatımdan gidenler !! birdaha geri gelmeyi hayal etmeyin ! hayatıma yeni gelenler… gitmeyi düşünürseniz. hiç beklemeyin… kalıp tanımaksa amacınız durup dinleyin.. başkasından değil.. beni benden dinleyin…
denizleri seviyorsan, dalgalarıda seviceksin sevilmek istiyorsan,önce sevmeyi bileceksin. uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin.. korkarak yaşıyorsan yanlızca hayatı seyredersin…
***Hayat tersine yaşanmalıydı bence. Önce ölümü savuşturmalıydık başımızdan. Yirmi yılımızı huzurevinde geçirip. Çok gençleştiğimiz için atılmalıydık. Altın bir saatimiz olduktan sonra işe başlamalıydık. Kırk yıl çalışmalıydık, ta ki emekliliğin tadını çıkarabilecek denli gençleştiğimiz güne kadar. Üniversiteye gitmeliydik sonra, liseye hazır hale gelene dek Parti yapmalıydık İyice ufalmalıydık,oyun oynayıp.. Sorumlulukları unutmalıydık. Küçük bir kız ya da bir erkek bebek olunca annemize dönmeli, son dokuz ayımızı yüzerek geçirmeli ve sevgi dolu bir bakışta son bulmalıydık. Norman Glass
Geri Sayım Başladı Geri sayım: 9 canlı olsaydın bile en fazla 8 kez kaçabilirdin azrailin elinden 7 düvele sultan olsaydın dahi bil ki yerin 6 mekan olacak sana… en fazla 5 metre kumaş götüreceksin…kapatacaksın 4 açsanda gözlerini…bu dünya 3 günlük fani dünya…azrailin önünde 2 kat olup yalvarsanda nafile… bil ki 1 gün öleceksin…işte o zaman 0 dan başlayacak herşey ÇÜNKÜ ÖLÜM BİR YOK OLUŞ DEİL,YENİDEN DOĞUŞTUR
Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş. Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve "Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten." Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş. Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."
Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum" diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende…" diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.
İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.
İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş: "Seviyor mu, sevmiyor mu?"…
· ßir iki SatıR yazacaqIm Sadece . Sonra cekip qideCeqim ,
Korkma ! ßir iki SatıRLık kaLı$ım oLacak .
Ho$çakaL Canımın içi , Ho$ça kAL ! ßir veda cümLeSi . . ßir kaybedi$. . ßir depRem qibi ayRıLık cökeR üzeRime biR ho$ça kAL'La. .
Sadece biR iki SatıRLık yan yana qeLi$imiz oLacak , koRkma . . ßeLki tokaLa$acaqIm yA dA veda - i buSe konduRacaqIm yanaqIna . . ßeLki dE biR dipnotLa ; Ho$ça kAL'La qideCeqim . . . SonraSı ; ßenSiz kaLacakSın i$te iStediqin oLacak !
qideCeqim deRt etme !
SevmekLe Sevmemek aRaSındaki inCe biR noktaydIm Sende !
SeviyoR muydun ? OynuyoR muydun ? biR biLmeCe . .
ßunca zaman bo$una yoRmu$um kendimi , bELLi ki SevmiyoRdun. . Hic Sevmedin . .
Tamam biR iki SatıRLık kaLı$ım oLAcak , qöRmeyecekSin biR daha ßeni . . Ho$çakaL Canımın içi , Ho$ça kAL !
VarmıydIm Sende , hiC biLmiyoRum . . yAda biR cümLe'cik oLdum mu yüReqindE ?
. . . .
aRtIk hiC biR $ey faRk etmez . heR $ey[im] topaRLanıyoR bu evden , Senden ! SenLeyken biLe SenSiz dü$en takwimLeR , SenSiz qeCen SaatLeR . . ßaktIqIm AynaLaR. .
Hepsi hiC biRi yOk artIk hayatInda . yOk'um . .
[ beLki hiC oLmadIm . . ]
biR iki SatıR yazacaqIm Sadece . biR iki SatıRLık kaLı$ım oLacak ! Son kez . . .
Daha fazLA uzatmıyoRum , daha fazLa yakmayacaqIm kendimi . .
qidiyoRum :
Hosca KaL canımın ici Hosca KaL..
Sevmeye deqmeSdim ki zaten i İyiki dE yük etmedin beni yüReqine . İyiki dE defettin ßeni ba$ından !
En iyiSini yaptIn En iyiSiydi İnan . En qüSeLini , En uyqununu yaptIn bana . .
Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi... Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı , kıpkırmızı, kan kırmızısı güller... Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller... Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, "Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç bir şey kaybetmemişti.. Onları hiç bir şey ayıramazdı... Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm... Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika gece kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü... Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında söyleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı... Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu... Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara... Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok... Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine??... Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı. Sevdiğine bir şey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki... O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan. Artık bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı... Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı... Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu... Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı..
Adı hüzün olsun bu gerçeğin. Ayrılığın tekil sızısını hissetmenin Ve senden sonraki yaşantımın, Adı hüzün olsun!
Öteki renklerini aldığın, Tek mevsimlik dünyamın, Ve senden bana kalanların, Rotasız başlayan yolculuğumun, Her limanda yüzleştiğim sensizliğin, Adı hüzün olsun!
Bir türlü gelmeyen geleceklerin, Bir yarısı sende kalan geçmişin, Ve her gün biraz daha kaybolan iyimserliğimin, Adı hüzün olsun!
Gittikçe tuhaflaşan tavırlarımın, Azalan ideallerimin, Alışkanlık haline gelen sıradanlıkların Birbirine benzeyen her günün Adı hüzün olsun!
Aklımda kalan şarkı sözlerinin, Anılarını sakladığım kirli odamın, Yağan yağmurun, Cama dayanmış soluk yüzümün, İçimde ağlayan çocuğun, Adı hüzün olsun!
Artık gelmeyeceğine olan inancımın, Eksik yüreğimin, göremediğim renklerin, Sensizliğin, yarım kalmışlığın, Adı hüzün olsun!
Değişmeyen şeylerin, Aynı filmin tekrarına benzeyen rüyaların, Sadakatini elden bırakmayan gönlümün, İçimdeki yalnız şairin, bu yaşantının, Ve bu akan gözyaşlarımın adı yeşim olsun!
Kelimelerin bir dağ yamacında biriktirdiği yağmurlarım ben. Damla damla tükenmeye hazır bir ateş bağrımdaki. Sevdiğimin kor bakışları yok bu şehirde. Hazır değilim sonu sızılı kelimeler kurmaya. İçimde büsbütün ıslaklığını tadıyorum ayrılığın. Sevgilim... Uzun zamandır gözlerin gözlerimde değil, Şarkılar söyleyen senin, kulaklarımda ezgileri ek**** Zaman geçti... Bir buruk yağmur yağdı üzerime. Omuzlarımdan avuçlarıma... Dokundukça yoksun, Yoksun... Yüreğimde acıdı bu sözcük, Adı ayrılıktı... Hıçkırdım sözcükleri dudaklarımdan, Sancılarını çektim kalabalıklar içinde yüzümde gülücüklerle... Hepsi yalandı... Maskeler taktım, Gülücük perisiydim karşısında hayatın. Oysa içimdeki ben kandırılamaz bir gerçeğin izleriydi. Dudaklarımdan hıçkırıklarla yoksun dedim, Sessiz karanlıklara çekildim, Çığlıklarımla içimde depremler yarattım. Ayrılıktı... Hıçkırdım... Öğrendim acılı kelimeler kurmayı, ve yüreğimde bir gemi terkettim, İçinde mutluluğun yolcuları vardı, Dudakların vardı sabahları güneşten önce gözlerimi öpen. İçinde yağmurların tadı vardı, Binbir gece binbir renkte dokunmaların... Ay gözlerinde parlıyordu, Dudakların masallar gibi dudaklarıma heceliyordu, Senin tenin kırmızı meşale gibi yüreğimi aydınlatan, Kor siyahlar içinden yüzümü göğe uzatan... Sevgilim, Gitme... Gitme güneşleri sereyim mavi şehirlerine, Gitme... Gitme bulutları yağmur gibi ekerim gözlerime... Senin tadında hiçbir çiçek, Hiçbir toprak, Hiçbir yağmur geçmiyor...
Sessizlikte dalgalar denizde, Suskunluğun şarkısını duyuyorum. Yalnızım, Saçlarından okşadığım ellerim kadar yalnız... Özledim... Rüzgar sesini özledim, Mavi düşlerime ninni ezgilerini... Çiçekler kokan tenini...
Bir gülüşünle rüyalara dalardık iki beden. Gelincikli saçlarımdan tut hadi. Bir kere daha gamzeli yanaklarına dokunsun ellerim,
Gökkuşağı Sevgilim Sabah uyandığımda ilk aklıma gelensin, Soluduğum havada içime çektiğimsin Sen benim hayalini kurduğum düşlerimsin Her halinle güzelsin sen benim herşeyimsin
Sen yoksan bende yokum senden sonrası da yok Sen yoksan inan bana canımdan bir parçam yok Sen uzakta oldukça benim tadım tuzum yok Sen yoksan bil ki canım yaşamın manası yok
Ne çok sevmişim seni tarif etmek imkânsız Bu sevgiden de öte yalansız ve riyasız, İki yürek baş koymuş gönülden ve çıkarsız, Biz dönüşü olmayan bir yürekle bağlıyız
Unuttuğum sevgiyi hatırlatan sen oldun Sen ruhuma girerek sevgilerini sundun Yüreğime akarak beni sevgiye boğdun Huzura ermek için sen benim tek yolumdun
Gökkuşağına sahip kaç mevsim var dünyada Benim gökkuşağımsa dört mevsim hep yanımda Ömür boyu benimle rengârenk hep ruhumda Gökkuşağı sevgilim sen benim hep canımda…
Beklediğimiz arzular hiç gerçekleşmeyeceğe benziyor. Çok sevdiğimi söylemiştim. Anladığını sanıyordum, meğerse beni hiç anlamamış ya da ben daha iyi anlatamamışım. Gitmesini istemediğim için gitti. Günlerce belki de ağlamalar başladı. Küçüktüm, sevmesini bilmeyen minicik bir çocuktum. Ama buna emin olun ki büyüyerek sevmektense, küçükken büyüttüğüm sevgi daha iyiydi, daha temizdi.
Aklımın belki de karışık olduğu vakitler çok sevdalar yaşamaya başladım. Seni düşündüm. Acaba şu an benden uzakta ama ne yapıyor. Benden sonra belki de mutlu olmuşa benziyor. Ben iki kalple aynı anda bile yaşayamazken o milyonlarca kalpte yaşamakta. Belki de ileriye dönük bir ayrılık vedası çok garipti;
" Seni asla ve asla unutmayacağım. Sen beni unutsan bile ben seni asla unutmayacağım "
Unutamamanın belki de sağanak sağanak yağdığı günlerdeki gibi düşünceliydim. Gidişinin sonbaharında yine aynı günde, aynı saatlerde hasta bir şekilde yatakta yatmak çok kötüydü. Belki yıllar sonra aynı olacak ama sen benden ayrılacakmısın bilmiyorum. Yanımda olduğunda söylenemez ama ben seni içimden atmadığım sürece sen benden, sevginden asla vazgeçmeyeceksin. Bunun tam tersi senin için de aynı olacaktır. Bizler zamanı yenen insanlarız ve değirmenlerin bile dönmesini engelleyenler olarak bir kez olsun bana haber ver. Halen daha yaşadığından emin değilim. Yıllar sonra belki de öldüğün haberin gelecek. Düşünmek bile istemiyorum. Bu kötü sona kendimi alıştıramıyorum. Bu son bizim yapabileceğimiz çaresiz bir son sevdiğin. Benimle geçirdiğin dakikalar adına, sevdiğini söylediğin cümleler adına sana son bir kez teşekkür ediyorum.
Sen benden ayrılmamışa benziyorsun. Şimdi hayatımın en güzeliyle baş başayım. Sevmek öyle güzel bir duygu ki hissettiğin an geçen zamanı unutuyorsun. Hayal olduğunu hissedersen eğer yine aynı mutsuzlukla savaşmaya hazırsın demekti. Ben hiç ama hiç hayal olduğunu hissetmedim. Çünkü ben seni hissettim. Senin hayaline dokundum ve şimdi senin hayalinin parmak uçlarıyla uyumaya çalışıyorum. Bırakma demiştin ya beni uyutup gitmen çok kötüydü. Belki de demişsindir ama ben seni duyamadığım için hala kızgınım. Sen benim hayalim bu gece de yoksun. Biraz daha beklemek gerek. Ben senin hayalinin parmak uçlarıyla yazıyorum.
incinecek hal kalmadı bende, sana sadece bir tavsiye;
vedalar soğuk olur, sıkı giyin!
üşüyorum…
duracağım burada gidişini seyredeceğim kıpırtısız, sakin gibi görüneceğim kavgasız olacak, fırtınasız olacak saçma sapan olacak organlarım birbirine vuracak arkandan sessiz bakacağım ben yine salağı oynayacağım…
hayalleri taştan bir sevdaydı bizimkisi. kırılmazdı. yağmura kara dayanıklıydı. çığ olup düşerdi de kendine zarar vermezdi. kopmazdı. gidişler dönüşlere gebeydi de, hep acıtırdı her el sallayış. özlemler acıydı. yürek dabırsızdı. her dönüş, doğuştu aslında yeniden. ölüp ölüp dirilmek gibi değil de, erince doğmaktı.
ama
önce hayaller öldü! (cenaze meydanda kaldı, ulu orta)
gönlüme bir kor düşer gitme öyle zamansız önce hayaller biter yanar külsüz dumansız
acıyorum… ya da acıyorlar… elimde kalanları sayamıyorum. nasıl sayabilirim. ateş altında heryerim… dokunulamıyorum, onarılamıyorum, dona kaldım yanarken. sadece acıyorum, acınılıyorum… demişler inanmış, ağlayışları geçer sanmıştım. bir maddeyim… bedenim var senden kalan. benden götürdüklerini isteyemiyorum. sen giderken sen olsaydın, benden gitmezdin. sen olmadın belki de hiç!
bilmiyorum sensizliği…
baharlar hiç gelmez mevsim hep kış olur günlerime güneş doğmaz hislerim uyur
takvimleri kopardım attım sen giderken. saatleri kırdım… zaman!dan söz edilmesini istemiyorum artık… kış! soğuk işte. herkese olduğu gibi… derlerdi hep de inanmazdım, vedalar soğuk olur, sıkı giyin!
ben bahardan kalmayım… sana yangındım, ama sensiz üşüyorum… ve uyuyorum… hala!
dilimden hiç düşmez adın hasret olur yüreğimde sızı dinmez gülmek güç olur
acı işte. hangi hecesinden tutarsan tut bu böyle. ne sancım diner, ne ağrım. sattım 3 kuruşa gülüşlerimi… bak gamze gamze dolmuyor yüzüm. bak acı! bak yaş! bak soğuk!
bakma… anlamayacak kadar uzağız artık. haa soğuk. demişlerdi zaten… ama yapacak birşeyim yoktu. sonunu bile bile lades dedim ben… mahkumdu!
ayrılıklar yara açar yara üstüne yağmur ağlar sensizliğe iç çekişime sensiz olmaz bu yerlerde dünya dar olur eğer gidersen bu aşka çok yazık olur
gittin… yükelmin öznesi mühim değil aslında. gidildi. onarılmaz yaralarımız var artık. susuz tokluk arıyoruz belki de. yazık oldu mu? bilmem… olur mu?
sadece üşüdüğümü hissediyorum…
vedalar soğuk olurmuş, ben yolculuklara senle çıkmaya alışkındım oysa…
Bu, dokuzuncu bahar… Sen yine, ne yöne dönsen; benim ektiğim papatyalara bakacaksın… Duyguların boyunca çiçeğe batacaksın; belli etmesen bile! ..
Bu, dokuzuncu bahar… Sen, yine benim diktiğim papatyalara basacaksın; Bilerek, dikenim olmadığını! ..
Beyaz yüzlerini serecek papatyalarım, adımlarının altına; kirlenmeyecekler! Ama sen, belki yine, sileceksin gizli ve tarifsiz bir hazla; ayağına bulaşan sarı öpücükleri… …dokuzuncu bahar!
Dokuz bahar önceydi; yoldum her papatyanın “sevmiyor” yaprağını! .. İşte o zamandan beri, hangisini denesen; “seviyor”, “seviyoor”, “seviyooor” ve “seviyor…” Dokuz bahar geliyor, her yaprağıyla sana “sevdiğimi” söyleyen beyaz papatyalarla… Kasımpatılar seviyor, kardelenler seviyor, papatyalar seviyor…
Bu, dokuzuncu bahar… Sen yine; “sevdiğimi” söyleyip, “sevmeni” isteyen, ve sadece sevgiyi tanıyan papatyalarıma batacaksın, duyguların boyunca… Bu, dokuzuncu bahar… Ve sen, sanırım yine diktiğim papatyalara basacaksın bilerek dikenim olmadığını! Papatyalarımın ahh, ezilen suratları buruşmadığı halde, sen; ayağını temizleyeceksin onların dudak izlerinden! ..
Dokuzuncu bahar biliyor; tam dokuz bahar önce yolduğumu her papatyanın “sevmiyor” yaprağını! .. Sen zaten biliyorsun; hangi bir papatyanın kopsa hangi yaprağı, hep; “seviyooor, seviyor” diye haykırdığını…
Herkes biliyor elbet kopan her bir yaprağın “seviyor” dediğini… Fakat, kimse bilmiyor; Sen, neden sevmiyorsun? ..
Avucuma bir yürek kondu…Dünya güzeli, kocaman, yüce bir yürek… İnanamadım, bakakaldım Sonra yumuşacık kavradım Seyrettim uzun uzun, nasıl attığını inceledim Sustum, nefesimi tuttum o atışları duymak için Kulaklarım sağır oldu, tüm dünyayı kapladı o atışların sesi… Dokundum ona..Sıcaklığını hissettim elimde O sıcaklık tüm vücuduma yayıldı ve benim yüreğimi de sardı Avucumdaki yürekle aynı ritmde atmaya aynı sesleri çıkartmaya başladı yüreğim… Şaşırdım, sonra alıştım, hatta hoşlandım… Avucumdaki yüreği hiç bırakmadım, bırakamadım… Nasıl bırakırdım? Benim yüreğim de ritmini ona alıştırmış, ona uydurmuştu… Onu bırakırsam belki de dururdu benim yüreğim, yaşamazdı bedenim… Ben onu avucumda tuttum hep, hiç bırakmadım.. Ben bırakmazsam o zaten avucumdan düşmez…
önceleri hayatımın en güzel tatlarındandın oynadığımız küçük oyun o anda herşeye değerdi benim için. daha büyümemişti kalbim belki de kördü belki gözlerim hayatın anlık parıldayan ışıltısında.. sana ulaşabilmekti tek amacım! senin sevgine muhtaçtım artık sana muhtacım!!! işte bu anda kararmaya başladı tüm dünya uçsuz bucaksız aydınlıklar yok oldu araya mesafeler kondu.. hayatın acı yüzünü bir kez daha gördüm gözyaşlarım daha da bulandırdı zaten göremediğim yarınımı.. kendimle çelişmeye başladım içimdeki fırtınalardan korunmak için kaçtım kendimden kayboldum sonra.. zalim karanlıklar içinde kaldım tek başıma!! hayat bir tiyatroydu aslında herkesin maskeleri aralandı usulca seni aradım her düşen maskenin altında ama hep başkası vardı karşımda.. acaba sen aslında yok muydun? rüyalarımı hayallerimle harmanlayıp seni ben mi yaratmıştım? ya da aklımın bana oynadığı en güzel ama en acı oyun muydun? belki de… ama ne olursan ol bu güne kadar çektiğim en anlamlı acısın! keşke hiç gitmese başımdan bu bela! uzattığımda ulaşamasa da ellerine ellerim gözlerim gözlerinde yok olamasa da sarılamasamda sımsıkı boynuna son nefesimde bile seni hatırlamak isterim… herkese anlatmak isterim sana bahşettiğim o kutsal üç harfi senin inancın olmasa da..! hayat bu belli olmaz.. kaderse seçimlerden oluşmaz bunu da öğrendim artık! ama biliyorum ki sonu çoktan geldi. en güzel hikayem daha başlamadan bitti.. çok zor oldu! ama bitti! belki de sadece kendimi kandırıyorum. ne farkeder ki; hayat perdesi çoktan açıldı.. şimdi sahne zamanı!! gülen maskelerimizi kuşanıp yaralarımızı saklamamız lazım aman gözyaşlarımızı kimse görmesin!!! hep gülelim… SAÇMALIK….! ama biz yine de hep gülelim ki mutlu sansınlar unuttu sansınlar…!
Hergün geçtiği o yolda, sayısız güllerin bulunduğu bir de bahçe vardı bülbülün. Kiminle geçse o bahçenin yanından; yanındakiler güllerin büyüsüne kapılıp, güllerin ne kadar güzel olduğundan bahsederdi. O ise aldırış etmeden “Alt tarafı gül işte” der geçerdi bahçenin yanından. Güllere bakmazdı bile. Sevmek istemezdi gülleri. Solardı çünkü güller, terkederdi bir süre sonra. Ha! Bir de dikenleri vardı güllerin. Batırırlardı dikenlerini sevenlerine hiç acımadan.
Bir gün geçiyorken bülbül yine o bahçenin yanından yalnız başına, gayri ihtiyari dönüp baktı herkesin hayran kaldığı güllere. Evet sayısız gül vardı o bahçede ve güzel bir ahenk oluşturmuşlardı. “Sana ne” dedi kendi kendine. Sahip olamayacağı güzelliklerden uzak durmaya çalışırdı çünkü. Yüzünü çevirirken bülbül, gözüne bir gül takılıverdi. Onca gülün arasında duruyordu. Gözleri kilitlendi ona görür görmez, “Alt tarafı gül işte” diyemedi dili bu kez. Olduğu yerde durdu, bakakaldı. Korktuğu başına gelmişti. Elde edemeyeceklerinden uzak durması gerektiği aklına geliyor ama bunu kabullenemiyordu.
Neydi farklı olan? Ne vardı ki onda, bülbülü kendisine hayran bırakan? Benzese de hepsi birbirine, gözleri ve yüreği ile ayırabiliyordu onu diğerlerinden. Ama gözlerini ayıramıyordu bülbül, o gülden. O an “Kendine gel” dedi ve istemeye istemeye ayırdı gözlerini.
Gözlerine hükmetmişti ama kalbine hükmedemiyordu. Anlam veremiyordu bir türlü. Onca gülün arasından seçtiyse onu bir sebebi olmalıydı. Aşk bu muydu?
Gün boyu onu düşündü. Gece uyutmadı hasreti. Bir daha görememe korkusu büyüdü içinde. Daha fazla duramazdı görmeliydi onu bir kez daha. Yine o bahçenin kenarında uzaktan uzağa seyretti gülünü ertesi gün doyasıya.
Evet, onun gülüydü o artık. Bir başkasının olmasına tahammülü yoktu. Her gün o bahçeye gidiyordu, geceleri ise gülünü hayal ediyordu. Güzel hayalleri güzel planları vardı gülü için. Bir gün sevdiğini söyleyecekti gülüne, gülü de onu sevecekti. Mutlu olacaklardı elbet beraber oldukları sürece.
Zarar verebilecek herşeyden koruyordu gülünü. Küçücük vücudunun yettiğince yardım ediyordu gülüne. Susuz kalmaması için bulutlara, gülünü ayakta tutması için toprağa şarkılar söylüyordu hergün. Bulutla toprak yardım ettiler güle ellerinden geldiğince. Onlar da hayrandı çünkü bülbülün sesine. Bülbülün elinden gelen buydu; yardım edebilecek herkese şarkılar söylüyordu gülü için.
Derken zaman geçti; onsuz olamıyordu artık bülbül, bir an olsun ayrı kalamıyordu. Hasret acısı, sabır taşından ağır gelmeye başlamıştı bülbülün küçük yüreğine. Uzaktan sevmek yetmiyordu artık. Sarılmalıydı ona, en güzel şarkıları söylemeliydi gülüne.
Ama sevecek miydi gül onu. Sevgisine karşılık verecek miydi acaba. Çok sevse de, ortada bir gerçek vardı. Habersizdi gül bülbülden. Bülbül onu seviyor, her kötülükten koruyor, hatta yardım etmeleri için hergün, o güzel sesiyle dostlarına şarkılar söylüyordu. Ancak güllerin en güzeli bundan haberdar değildi henüz.
Tüm cesaretini toplayıp bir gün, gülünün yanına gitti sonunda bülbül. “Ona bu denli yakın olmak... Ne güzel bir duygu...” diye düşündü. Hayallerinden biri gerçek olmuştu. Tüm hayallerini gerçekleştirmek için ise artık konuşmalıydı onunla. Ve sözlerine başladı o güzel sesiyle. Aşkını itiraf etti en güzel kelimelerle. Sesi o kadar güzeldi ki, güllerin en güzeli kayıtsız kalamadı bülbülün aşkına. İlk kıvılcımın çakmasına sebep olmuştu bülbülün sesi. İlk kıvılcımdan sonra, bülbülün o büyük aşkı, sonsuza dek sürecek sevgisi, gülün de onu ölesiye sevmesini sağladı. Her gün buluşuyorlardı. Bülbül gece gündüz, zamanının tümünü gülüyle geçirmeye başlamıştı. İşte hayalleri gerçek olmuştu sonunda bülbülün.
Bu durum bülbülün sesine hayran dostlarını üzmeye başlamıştı. Artık onlara şarkı söylemiyordu bülbül. Ve bu durum kızdırdı bulut ile toprağı. Bize değer vermeyene biz hiç vermeyiz dediler. Kestiler güle yardımı. Suyunu kesti bulut, desteğini çekti toprak gülden.
Bülbül ise habersizdi tüm olanlardan. Farkında değildi dostlarının kendisine yüz çevirdiklerinden. Onun gözü gülünden başkasını görmüyordu. O kadar kördü ki artık, gülünün ihtiyacları olduğunu bile göremez olmuştu. Unutmuştu güllerin ömrünün kısa olduğunu. Unutmuştu, gülünün bu kadar uzun yaşamasının bulut ve toprağın sayesinde olduğunu.
Günler geçtikçe gül solmaya başladı. Bülbül anlam veremiyordu olanlara bir türlü. Gülü gözlerinin önünde soluyordu ve elinden birşey gelmiyordu. Unutmuştu güllerin solduğunu. Bu acıya hazırlamamıştı kendisini. Gülleri sevmemesinin nedenini unutmuştu. Aşkın gücü bunu unutmasını sağlamıştı.
Kısa süre sonra soldu gül. Bülbül gözü yaşlı, doyasıya sarıldı gülüne son bir kez sıkı sıkı. Ancak unutmuştu... Dikenleri vardı güllerin. Daha önceden gülleri sevmemesine neden olan dikenleri unutmuştu. Batıyordu bülbülün minik vücuduna gülünün dikenleri. Ama o aldırış etmiyordu bile. Küçücük vücudundan sızan kanların ne önemi vardı ki artık sevdiği yanında yokken. Ölüm korkutmuyordu onu. Hatta ölmek istiyordu. Etrafındakilerin yardım etmesine izin vermedi. Gülünün toprağa serilmiş cansız vücudunun yanına uzandı bülbül ve yavaş yavaş kapandı gözleri.
Hayatta karşısına çıkan güzellikleri ve aşkı yaşarken, bazı şeylerin ihmale gelmeyeceğini, sadece sevginin yetmediğini, özverinin de gerekli olduğunu anlamıştı artık bülbül son nefesini verirken. Ve her ne kadar bedelini hayatıyla ödeyecek olsada en ufak bir pişmanlık dahi duymuyordu bülbül. Bu aşk ona; sevgiliyi iyisiyle, kötüsüyle sevmesi gerektiğini öğretmişti. Dikene rağmen sevip kucaklamıştı gülünü.
İşte o günden sonra bülbül ile gülün aşkı dilden dile dolaşır oldu. Bu aşk ile gülün güzelliği bülbülün sesi efsaneleşti ve geriye iki cansız küçük beden ile insanların alması için birkaç ders bıraktı.