Profil de ρяσƒ נα∂єρяσƒ уєşιмPhotosBlogListesPlus Outils Aide

Blog


14 juillet

"N€ FARK €DER Kİ ; KÖR İNSAN İÇİN €LMAS TA ßİR CAM DA ...SANA BAKAN KÖR İSE SAKIN K€NDİNİ CAMDAN SANMA ! ! !" PROF JADE


 

Kalbini ayna eyle, parlak ve candan bir ayna.

Oraya bakanlar, seni sadece seni görsün olduğun gibi.

Sen yalnız kendine ayna ol.Başkalarına nasıl ayna olunacağını, onlara, dışarıdan nasıl göründüklerini

ve yüzlerinin hâlini göstermeye çalışarak yorma kendini.

Nasibi olan; ayna olmaya meyli, niyeti,

istidadı olan, sen istemesen de seni görünce:

İşte böyle bir ayna olmalı

deyip can evinde, ocağını kendisi kurup;

kumu cama kalbedecektir.

 

Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic 

Kalbi ayna kılmak, aynalaştırmak bir gönül işi.

Bu yolda, kalp sahibine yapılan zorlamaların

aksi ile netice verme, kumu kaya yapma ihtimali var.

Bu yüzden sen, sadece ayna ol.

Cam ya da kaya olmak tercihini zaman içinde

herkes kendisi yapacaktır.

 

Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic

 

Aynalar gibi sakla kalbinde sırrı.

Riyaya düşme, aman şunu da bilsinler,

aman beni takdir etsinler aman ne de güzel kalbi varmış desinler deyip cahillerin düştüğü sığlıklara düşme.

Sen bir ayna ol, sade bir ayna, bırak arif olan anlasın,

cahil de bilmeyiversin.

 

Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic

 

Ayna, iyi kötü demez yansıtır.

Güzel, çirkin, zayıf, şişman, uzun, kısa demez…

Aynaya düşen suretler gibi kalbe de talepler düşer.

Kimi hoş kimi nahoş...

Bu noktada ayrıl aynadan. Her talebe evet deme.

Başkasına ait hamlıkları, çirkinlikleri ve

kötülükleri hoş gör ama nefsinin kalbine fısıldadığı

bayağı taleplere karşı, ayna değil, duvar ol.

Kör, sağır, dilsiz bir duvar

 

Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic 

 

Nasıl ki sıcak-soğuk dengesi değiştiğinde

buğulanırsa ayna, günaha meyledince kalbin,

sen de koru kendini gözyaşlarınla.

Nasıl kırılırsa ayna,

kırılsın kalbin de işlediğin günah karşısında.

Çoğaltma kalp kırıklarını,

bil ki tamir edilse de her kırık bir iz bırakır aynada…

 

Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic 

Aynalar vardır pütürlü, aynalar vardır sığ,

aynalar vardır cep boyu,

aynalar vardır duvardan duvara…

Kalpler vardır hastalıklı,

kalpler vardır günü birlik kararsız,

kalpler vardır ona yakınsan sana yakın

ve yine kalpler vardır kim olduğunla

ne olduğunla hiç alakadar olmadan sever seni:

Beri gel tanışalım/ Yad isen bilişelim.” der.

İmkânın el verdiği ölçüde sen,

böyle bir kalbe sahip olmak için gayret et.

 

Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic 

Kalp aynası toz tutmaya çok müsait.

Var olan ve özenle korunup kollanmayan her şey gibi.

Eşyanın tabiatı bu; ne kadar kıymetli olursa olsun,

bir kenara konup ilgi alaka gösterilmeyen her şey,

zaman içinde toz tutar, küf bağlar,

kokar ve çürür. Kalbi korumak;

onu, iyiliğine, kötülüğüne; güzellik ve

çirkinliğine rağmen her şeyi ile gündelik hayatın içinde tutmakla mümkün. Kalbi korumak için onu hayattan soyutlamak, onun zaman içinde

atıl bir nesne gibi çürüyüp kokmasını netice verebilir.

Öyle ise kalp her şeyi ile ve her şeye rağmen

hayatın içinde olmalıdır.

 

Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic 

Cüceyi dev yapan aynalar vardır,

lâkin öyle insanlar vardır ki dev aynasında bile cücedir…

Sen, kalp aynanda, bunları iyi ayırt et ve kim, neyi hak ediyorsa öyle muamele et.

Ne kimseyi ihmal et ne de kimseye hak ettiğinin fevkinde makam ve paye ver kalbinde.

Her iki durumda da -ihmal veya gözünde büyütme - yanıldığını gördüğünde, onlar adına değil ama

senin iç dünyan adına, tamiri mümkün olmayan

bir yıkım yaşayabilirsin.

Kurşundan askerlere güvenip

savaşa girilmeyeceğini öğrenmelisin.

 

Image and video hosting by TinyPic 

 

Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic
 
 
 
 
  

8 juillet

yaşa yaşaya bildiğin kadar...

 

 

Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğunu kendi kendine sormaya başlamış

Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş… Ama aldığı cevaplar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir cevabı olmalı diyormuş… Ve dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş… Köy, kasaba, ülke dolaşş bu arada zaman da durmuyor tabi ki…

Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona: "Şu karşıki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git belki o sana aradığın cevabı verebilir." demişler…

Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin ya
şadığı eve ulaşş adam… Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye "Hayatın anlamının ne olduğunu" sormuş

Bilge: "Sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor demiş."…

Adam kabul etmiş… Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş… "Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel. Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin, eğer bir damla eksilirse kaybedersin."…

Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş… Bilge bakmış "Evet! Kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?"…

Adam şaşkın "Ama ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki." demiş… "Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel." demiş Bilge… Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler büyülemiş, muhteşem bir bahçedeymiş çünkü… Geri geldiğinde Bilge adama "Bahçe nasıldı?" diye sormuş… Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış

Bilge gülümsemiş: "Ama kaşıkta hiç yağ kalmamış." demiş ve eklemiş: "Hayat senin bakışınla anlam kazanır… Ya sadece bir noktayı görürsün, hayatın akıp gider sen farkına varmazsın ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın anlam kazanır…

 

3 juillet

ĞERÇEKTEN İNANIP SEWSEYDİN BENİ BÖĞLE SABAHLARI BEKLERMİYDİM HİÇ..ÇOKTAN YANIMDA OLURDUN ÇOKTAN.. ĞECE 3-5 NÖBETLERİNE DİKMEZDİN BENİ.SENİ ARAMIYORSAM SENİ SORMUYORSAM.BU SENDEN WAZĞEÇTİM DEMEK DEĞİL.BİR DAHA BÖĞLE SEWECEK OLSAM BİR KALEMDE SİLERDİM SENİ..

 

AŞK  DİYE BİRŞEY YOKMUŞ

Sevgi varmış,hani

Sevgi emektir,

Derler ya yalanmış,

Fazla emek,fazla

Değer zararmış,

Her şey yalanmış aşkta

Yaşananlar

Yaşanmamış sayılırmış

Zaman gelip silermişiz

Biz hatıraları…

Geriye bir gözleri kalırmış

Hani görmedikçe özlersin derler ya

O da yalanmış

Seni günlerce beklediğimde anladım…

Hani ağladıkça unutursun

Derler ya o da yalanmış

Her gece başımı yastığa koyup

Ağladığımda anladım…

Aşık olunca insanın gözü bir şey görmezmiş,

Ayakları yerden kesilirmiş,

Derler ya o da yalanmış

Aşk acı cekmek ağlamakmış

Bana sırtını dönüp

Gittiğinde anladım…

Hani aşkın bittiği yerde

Nefretin başlar

Derler ya doğruymuş

Şimdi senden Nefret

Ettiğim için anladım…

Hani çok özlersin,

Değer verirsin,

Onsuz nefes alamazsın

Derler ya bi anlıkmış

Gelip geçiyormuş her şey

Şimdiki mutluluğumda anladım…

Hani onla her şey

Tozpembe,

Dünya güzel,

Aşk güzel,

Onsuz dünya

Karanlık derler ya

O da bir anlıkmış

Sonra ki gülmelerimde anladım…

Hani herkes der ya

İleride bunları hatırlayıp

Güleceksin, diye

Bir tek  bu doğruymuş

Şimdi sana gülüp geçiyorum

‘’Mutluyum’’ ordan anladım.!!!

 
28 mai

...:::"Mavi bir gül,düşlerin tebessümünde.Deniz kabukları topluyorum.Rüzgâr savururken saçlarını Dalıyor gözlerim derin uykuya Oluk, oluk içime akıyorsun Ama sen yoksun...!"

 

 

Son kendimize gelişlerimizin sarsıntısını derin düşüşlerimizden sonra yaşadık öyle değil mi? Senin bir yarın bende, benim bir yarım sende kaldı düş sokaklarında ki son sahnelerde. İhanet etti kalan yarımlarımız birbirine, kolayı seçtik. Giden yarımlarımızın ardından, kalan yarımlarımızda açılan yaralarımızı kim saracak şimdi? Derin bir ihanette yaşıyor diğer yarılarımız. Şimdi natamam bir bedende yaşamlarımızı sürdürecek, yeni yarımlar mı arayacağız yeni heveslerimizde? Şimdi yalnızsın, şimdi yalnızım. Yarım sende, yarın bende kaldı. Kendimizi suçüstü yakalamalardayız şimdi. Birlikte olan yarımlarımız, ayrılan yarımlarımızın peşinde. Sürek avı gibi bir kovalamaca da ikimiz de büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız. Birbirinin hasmı artık kalan yarımlarımızla giden yarımlarımız. Korkmalıyız! Evet, çok korkmalıyız ve temkini elden bırakmamalıyız. Kalabalıklar içinde yarım yarım yaşamak ne kadar kolay olacak bundan sonra, ben bilmiyorum. Biliyorsan sen söyle bana. Birbirimize en büyük tehdit biziz yine, bak! Görüyor musun bende kalan gözlerindeki korkuyu? Ben sende kalan gözlerim de görüyorum bu korku dolu bakışlarımı. Senden gözlerime sürdüğüm düşlerim yerinde değil artık. Birbirimizin yarımlarına ihanet bıraktık sevda mirası olarak, şimdi zengin mi yüreklerimiz? yoksa yoksulluğun pençesinde mi kanıyor ellerimiz? Avuçlarımız da kalanlar üşütecek bizi uzak zamanlara erişemeyeceğiz, bu deli yollarda kanayan ayaklarımız taşımayacak yarımlarımızı

Her gördüğün yüzü bende kalan yanağının yarısı ile birleştirmeye çalışacaksın. Her gördüğüm eli sende kalan elimin sıcaklığı ile ölçeceğim.

Biliyorum, uymayacak rastladığım hiçbir el sende kalan elime


Biliyorsun, uymayacak gördüğün hiçbir yüz bende kalan yarım yüzüne


Yarımsın
Diğer yarın bende

Yarımım
Diğer yarım sende

Başıboş uzayda dolaşan göktaşlarıyız artık


Sonsuza kadar beraber kalan yarımlarımızı arayacağız


Ben yalnızdım çünkü sen vardın


Sen yalnızdın çünkü ben vardım


Şimdi, ya şimdi? Kalabalık mıyız?

HAYIR!

Artık hem yalnız, hem yarımız!

Korkarım, kendimizi yitirdikçe sonsuza kadar terk ettiğimiz yarımlarımızı arayacağız

 

 
25 mai

AŞK BÖĞLEDİR İŞTE..YANA YAKILA ARARSIN...

 

ÇARESİZLİKLERDEN KURTARAN
YAŞAMINA ANLAM KATAN
HER ACINI MUTLU KILAN
SEBEPSİZCE AĞLATAN
AŞK BÖYLEDİR İŞTE.

sen benliğini verirsin
hiç bir şeyi düşünmeden
ama hiç beklemediğin bir an
düşüverirsin karanlıklar içine
aşk böyledir işte.
ama seversin
amansız zamansız delicesine
ve yanıyorsundur artık aşk ateşiyle
arkasını dönüp çekip gitse bile
diyemezsin ona hiç bir kelime
çümkü ;sevmek böyledir işte


xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


Anlattıkça kış vuruyor satırlarıma

Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim.
Bugün sardunyalarım da açmadı
Belki de küskün renklere
Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım
Sensiz soluyorum anlayacağın
Mavi mavi ölüyorum

Duyuyor musun, orada mısın,
Var mısın, yok musun?
Bir tek şeyi unutma!

Seni sevdim ben.

Yanarak, yıkılarak
Aklıma her geldiğinde ağlayarak
 
20 mai

NASIL SEWERDİK BİZ..NAZARA ĞELDİ BU AŞK..YOK OLUP ĞİTTİK BAK...

 

 

 

şimdi Kırık iki Kalp Var
ne Gideceği Yolu
ne de Gideceği Yeri Bilen

sadece Kırgın Ve üzgün
ne Yapacağını
ne Söyleyeceğini Bilmeyen
iki Kırık Kalp

kaybolmak Isterken
sevgilin Gözlerinde
sevginin Içinde Kaybolan
iki Kırık Kalp

tutmak Isterken Ellerinden
elleri Boş Kalan
tutkulu Ve Tutuklu
iki Kırık Kalp

sadece Birbirini Tamamlayan
yalnız Ve çaresiz
iki kırık Kalp Var şimdi…

15 mai

****İÇİ DOLDURULMAMIŞ ßİR S€VDANIN ßOŞLUGUNDA KAY߀TTİM S€Nİ****.

  ________________

 Herkes uyurken düşlerine,
ben sevilmediğimin altını çiziyorum,
parantezi bol satır aralarında...
Çizdikçe çoğalıyor yalnızlığım…
Yine dalgın gemiler geçiyor ıslak gözlerimden…
Senin için bir dalgınlık daha tutuyorum aklımdan…



Nikotine kesmiş verem kokulu odamda;
( d )alıyorum bir fincan kahveyle sensizliği,
kırk yıl kalasın diye hatırımda…
Hüzünlü yazgılar baskı kurarken sürgün yanlarıma,
tenimde unuttuğun yangınlarda ısınıyor sözlerimin
sahte sahipleri…
Oysa sana karalamıştım tüm bildiklerimi...



Kararlı yürüyüşlerde ıslıkla çalınan marşlara eşlik etmiştim,
aldırmadan
tel örgülerin yırtıcılığına…
Yeni bir ülke kurar gibi anlatmıştım umutlarımı…
Şimdi kararlı adımlarıma
yılgınlık dayatan
sevdanın sus işaretiyim…



Kimse bilmez kederden kanayan,





.
ağır yalnızlığımı



.


Acıların ağır abisi demiştin bana…
Kim hesaplayabilir ki
gönül kırıklarımın hacmini…
Kıldan ince hasretimin keskinliği ve

atomdan ağır sevdamın yok edici yakıcılığında,
bir ben biliyorum gecelerin

bitimsiz uzunluğunu…

 

7 mai

denizler mürekkebim..ğözyaşım kalemim..anılarım beyaz sayfam...hep seni yazdım..hep seni okudum...

 

Masumdu gönül sayfamda şiirim
Suskunluğumda haykırışım,
Yüreğimin gerçeğiydi şiirim.
Göz pınarlarımdan süzülen her damlada
İçinde kaybolduğum deryaydı şiirim
Dert ortağım, sırdaşım en iyi arkadaşım,
Yüreğimin sesiydi şiirim
Özlemlerim, kavuşmalarım, ayrılışlarım
En büyük aşkımdı şiirim
Artık beyaz sayfalarda kaldı şiirim
Umudun en beyazı, hüznün en siyahı
Aşkın pembesi özlemin en sarısı
Renklerin ahengi gönülde maviydi şiirim
Bir nefes, bir bakış, birde gülüş
Yaşamdan bir pencere aynaydı şiirim
Ayrılığın acısı yalnızlığın şarkısı
Yârin elinden içilen zehirdi şiirim
Sol yanım gönül sızım gözyaşım
İçimde kanayan yaraydı şiirim
Yüreğimden kopan bir parçada kaldı şiirim
Yüreğimde Gonca gülüm papatyam
Gönül bahçemde açan çiçekti şiirim
Gecelerimi aydınlatan ışık saçan
Kaybolduğumda yönümdü şiirim
Kadehlerde meyim en güzel sohbetim
Anason kokusunda sarhoştu şiirim
Düşlerimin gülen yüzü anılarımın fotoğrafı
Gördüğüm en güzel rüyaydı şiirim
Baharım yazım kara kışım güzüm
Yaşanmamış bir mevsimde kaldı şiirim
Hoşça kal yazılmamış mısralar,
Hoşça kal yarım kalmış dizeler
Hoşça kal yüreğimin şiir yanı
Gidiyorum geldiğim dünyama
Kırıldı kalbim küstü kalemim
Ve bir kere daha sustu yüreğim

 

 
15 avril

her şairin bir ğüle bahtiyar olduğunu, bir sana bir ğöklere baktığım ğün hatırla...ğönlümün kahrın ile ihtiyar olduğunu , siğaramı sessizce yaktığım ğün hatırla...N.Ğ

 



Seni unutmam yıllar geçse de

Geceme sensiz hüzün düşse de

Sustum, ağlamadım duyarsın diye

Ben her gece seni hayal ettim

İnan bir gün eksilmedi sevgin

Hasretinden yandı tutuştu kalbim,

Sustum, ağlamadım duyarsın diye

Şimdi ağlamak üzereyim,
ben hiç ağlamadım oysa.
Gittiğin zaman bile yine yüzümde gülümseme vardı.
Şimdi o da yok.
Sanırım kabullendim bazı şeyleri.
Mesela hepsinden önce Gittiğini,
seni kaybettiğimi,
dönmeyeceğini
kısacası her şeyi.

Acı çekmek bu olsa gerek dedim kendi kendime.
Mutluğumun bile bir karşılığı olmalıydı
ve ödemeliydim zamanı geldiğinde.
Meğer sen varken hesabıma yazıyorlarmış da benim haberim yokmuş.
Sen gittikten sonra,
her gece, dirhem dirhem aldılar göz yaşlarımı.
Bilirsin, matematiğim kuvvetlidir benim
ve hesaplarıma göre sanırım ödemem gereken fazla bir şey kalmadı
yada canımdan başka verebilecek bir şeyim de.
Üç beş gece daha.
Sonra eskisi gibi mutlu olucam. eskisi gibi...

Hani unuttum diyorum ya yalan.
Sence unutabilir miyim o geceyi.
Herkes yazın verdiği sıcakla yorganı üzerinden savururken
ben yalnızlığın koynunda üşüdüğüm o geceyi unutabilir miyim.
Avutabilir miydim kendimi
Sabah olduğunda ne sen vardı artık yanımda nede bir umudum.
Bir gecede Değişen ne çok şey vardı oysa.
Aynada baktığım yüzüm bile yabancıydı
ışığı sönmüş iki misket parçasından farksızdı gözlerim.
Oysa ne çok beğenirdin....
ellerimi başıma, başımı aynaya yasladım.
Beni hayata bağlayan her şey,
ayakta tutan senmişsin de benim haberim bile yokmuş.
Şimdi ağlamak üzereyim ve ben hiç ağlamadım oysa

 

8 avril

BAZEN ANLAMAK YETMEZ...BİRDE BAKMIŞSIN KAYBETMİŞSİN...YAPABİLDİĞİNSADECE AĞLAMAK...ĞÖZÜNDEN AKAN YAŞI SİLERSİNDE YA KALBİNDEN DAMLAYAN KAN...İŞTE O SENİ YAWAŞ YAWAŞ ÖLDÜRECEK...

 

 Anladım Ki Anlamak Yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz    
                                  boşluktan önce                              
seni tutup içine çekiyorsa ve sen cehennemi gördüğün hâlde gidiyorsan, sen de onu yakacaksın demektir
Aşkı; bulmak zordur.. Öyleyse kıymetini bileceğiz aşkın. Bir kez
buldunmu yapışacaksın yakasına. Ellerini bir saniye bile ayırmayacaksın
aşkın üstünden. Bir çiçek gibi sulayacaksın. Büyüteçeksin. Öyle uzaktan
bakmayla yaşanmaz aaşk. Ruhunu adayacaksın. Beni düşündüğünde bedenin titreyecek, ellerin terleyecek, yutkunamayacaksın. Özlem tutuşturacak seni, alev alev yanacaksın. Ayrılık fikri deli edecek seni......... Yokluğum aklına geldiğinde bir taş gibi yüreğine oturacak, ağırlığının altında
ezileceksin. Yerinden kalkamaz hale geleceksin. Düşünemeyecek, konuşamayacak hattağlayamayacaksın. SENİ SEVİYORUM dediğinde bunu sadece dilinle değil, yüreğinle, gözlerinle de söyleyeceksin. Ben, beni sevdiğini senin söylemenle değil gözlerine baktığım zaman anlayacağım. Ancak o zaman inanacağım.........

Birlikteyken unutacaksın dünyayı; .Sadece bana ait olacaksın, ben de sana... Birbirimizden başka hiçbir şeyin önemi olmayacak. Sana dokunduğumda kanın hızlı; hızlı;
akacak. Yüreğin deli gibi çarpacak. Nefes nefese kalacaksın Ve sanma ki senden farklı; olacağım ben de... Bin kilometre ötede olsan GEL
dediğinde koşacağım sana merak etme. Bir tek gün bile bırakmayacağım
elini. Yanımda olmasan aklımda olacaksın, baktığım her yerde seni göreceğim........
Ben aşktan bunu anlıyorum işte. Sıradan olmadım hiç. Birkaç sevgi sözcüğüyle geçiştirilecek aşklar bana göre değil. Yaşayacaksam, doya doya yaşamalıyım aşkı. Her hücreme girmelisin. Bende hüküm sürmelisin. Aşk kaçağı; değil, aşk mahkumu olmalısın. Şimdi bırakalım tedirginliği bir kenara. Kenetlensin ellerimiz ve aşk bizi alsın kollarına... Hadi ne duruyorsun gel artık herşeyinle bana...
Uzat ellerini birlikte sonsuzluğa yelken açalım.
seveceğim kadar sevdim artık edeceğim kadar nefret edeceğim
Aşk aşksa eğer ölüm bir anlık.

Ve başa dönüp düşünürsem beni düşündüğünü ve kalemi elime yapıştırıp yazabilirsem eğer kağıtlara beyazlığına çizebilirsem güzelliğini sözlerinden geçebilirsem gecelerin suskunluğuna bir adım fazladan karışıp öpebilirsem buza kesmiş dudaklarının renginden aşk aşksa eğer dediğim her kelimeden cümleler kurabilirsem sana
Ne mutlu bana.

 

                                                              ömer beyede katkılarından dolayı tsk...

3 avril

sewmek mi, ölmek....yoksa hep yeniden doğmak mı???

 


 

Bana sormayin pismanligimi

 acimi üzüntümü
Ne yasadigimi bilmiyorum..

Zamani geri alabilmem mümkün olsa bu firsati degerlendirir miydim
hic bir fikrim yok.

Seni yasamak beni yasatmak
Yoksa az da olsa ölümümü hissettirdin bana ayiramiyorum.

Yiprandi kalbimin bir kösesi
Izlerin kalmis .. Merak etme silinecek!
Acilar tecrübe yaratirmis
Ihtiyacim var miydi böylesine
Ne kazandirdin bana saysana
Sevgime sevgi mi kattin
Yoksa güvencimi mi cogalttin?
Hangisi..

Gözlerimdeki isigi mi arttirdin
Arttirdiysan bile ne kadar sürdü hüzünle tanismalari
söyle bir bir
Sayende akan damlalar sana ne katti cok merak ediyorum

Bir zaferse kutlayalim hep birlikte!!
Yenilen bensem ortaya alin beni parmaginizla göstererek gülüsün
Ne kadar oynayabilirsin ki bu aptal serseri rolünü?
Kalbin daha ne kadarina dayanabilir ki
Ve kac kalp incinecek yalan sözler yüzünden
Kac damla akacak yalan bir sevgi ugruna
Bir de düsün hesabini nasil vereceksin
masum sevgilerin e$siz seytani!!!
Kalbine hancer gibi saplanacak bir gün pismanligin yükü..

Sevgi dilenecek hale gelirsen o kirdigin kalpler
devreye girmez bunuda hesapla..
Ben cikarsiz sevgimin verdigi acilari bir sekilde kapatirimda
Sen nasil vicdanini rahatlatacaksin
Geri döncebilecegini düsünme
Aklindan bile gecmesin!

Ben seni tekrar sevecek kadar aptalim belki dogru..

Ama kalbim bana yaptigin serseriligi sana yapip
Bir zamanlar kapladigin o en güzel kösesini sana geri vermez..

Ask'i seninle yasadigim dogru olabilir
Ama seninle kirletecek kadar düsmedi bu yürek.
 

17 mars

Alıştım ayrılıklara..Alıştım bu ğitmelere...kabullenemeyen şu yüreğim...

 

Alıştım Ayrılıklara

Sen, hayatıma girmeden önce ben vardım.
Sen, hayatıma girdiğinde ise ben yine vardım
Ancak birbirinden farklı iki varlık 
İki kişilik, iki ruh, iki beden olarak…
Yokluğunda ben; 
Geceleri oturur; Radyo dinlerdim.
Aşıkların birbirine arğaman ettiği şarkıları, 
Ben de yalnızlığıma armağan ederdim.
Herşey anlamsızlaşırdı çoğu kez.
Ve çoğu zaman anlamsızlıklarda kaybolur giderdim.
Yaşamak mı daha acı veriyor yoksa ölmek mi? gibi
Acımasız sorularla kendimi irdelerdim.
Varlığında ise herşey bambaşkaydı.
Ben bir başkaydım.
Gecelere seninle beraber veda eder.
Günün ilk ışıklarına seninle Merhaba derdim.
Ve anlamlı gelirdi herşey.
Anlam karmaşaları bir bir terkedi beni.
Sen de var olmayı, seninle birlikte yaşamayı
Ve herşeyi seninle paylaşmayı severdim.
Seni her geçen gün daha da çok severdim.
Ancak nerden bilebilirdim ki masalın sona ereceğini
Nerden bilebilirdim habersiz çekip gideceğini.
Dün vardın bende vardım.
Bugün yoksun; Bense varmıyım yokmuyum bilmiyorum.
Dolmayacak cinsten bir boşluksun şimdi.
Ne sana benzeyen biri bu boşluğu doldurabilir.
Ne de yeniden çıkıp gelsen SEN doldurabilirsin.
Öyle bir boşluk ki sorma gitsin.
Boşver ve sevgili
Alıştım ben yalnızlığa ayrılıklara 
Bırak artık böyle sürüp gitsin!

 

 

10 mars

Bu borç ödenir mi bilinmez....terk edenler değerini bilmeyenler...birğün pişman olur dönerler...ama dönülen ordamıdır meçhul...

 

  Adam genç kadına seslendi:
- Bana gözyaşı borcun var!
Genç kadın sordu:
- Nasıl öderim ?
Adam gözlerini kırptı:
- Haydi gülümse..!
Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi. Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu. Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde. İkisi de bahar kokuyordu... Biri ilkbahar, diğeri güz.
Adam, seslendi yine:
- Bana mutluluk borcun var..!
Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-Nasıl ödeyebilirim ?
Heyecanlandı adam:
- Haydi yat dizlerime..!
Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca. Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının. Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu. Çaresizliğini ördü sıra sıra. Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam. Yetmedi, gizli düğüm attı.. Ağladı.....
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice.
Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu. Genç kadının gözlerinin içine baktı:
- Bana yürek borcun var..!
Borcunun farkındaydı sanki genç kadın. Şaşırmadı:
- Bu borcumu nasıl ödeyebilirim ?
Adam kollarını uzattı:
- Haydi tut ellerimi..!
Ellerini uzattı genç kadın. Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi. Adam son kez seslendi;
- Bana can borcun var..!
Kadın irkildi;
- Can mı?
Sigarasından derin bir nefes geçti adam;
- Evet.. Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!
Hoşuna gitti sözler kadının:
- Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun ?
Adam, biraz daha yaklaştı;
- Yum gözlerini..!
Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini. Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu kadının titreyen dudaklarına.
- Bu ne şimdi yaptığın ? diyerek çattı kaşlarını kadın...
Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi:
- Hayat öpücüğüydü..!
Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle...
Adam, şaşırdı;
- Ya senin bu yaptığın neydi ?
Genç kadın kapıya yöneldi;
- Veda öpücüğü..!
Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın. Adam koştu peşinden, sümbülleri geri verdi kadına:
- Ne olur iyi bak umut çiçeklerime solmasınlar...
Genç kadın sümbülleri aldı:
- Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini..!
Adam sevindi:
- Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter..!
Kadın, gözden kaybolurken haykırdı adam:
- Umutlarımı kefil yaptım... Unutma, bana aşk borçlusun!
Haykırışı yağmura karıştı, kadın yağmuru hissetmeyen kalabalığa...

 
14 janvier

birgün gelirde ellerin ellerimden ayrılırsa bir yabancı gibi söz söylerse dillerin beni görüpte görmezden gelirse gözlerin ecele gerek yok ben o zaman ölürüm canımmm…

 
kalbimin mürekkebine bandırıp ıslak gözlerimi
resmini çiziyorum tavana, her yattıgımda 
gözyaşlarımı yastığıma emanet edip tekrar izliyorum
mutlu oluyorum bir yandan
bir yandan milyon kere ölüyorum
 bundan korkuyordum ıste hep
bu ızdıraptan bu kahrolası çaresizlikten
solmaktan ilkbahardır diye gozumu acıp
 suya susamıs gozleri urkek bir ceylan gibi
inerken pınara binbir endiseyle
yasama içgudusuyle her seye ragmen
çıtırtılar mı duyacaktım
ürperecekmiydim sudaki gölgemden
yoksa su mu dokunacaktı
sudur diye içtiğim...
üstelik tek basımaydım
sen parıldıyordun günesin ısıklarını saclarına yayarak
hiçbir seyin golgesi üzerine düsmuyordu
parıltıların gozlerime üşüşüyordu ben susadıkça
dalgalıydın hırçındın sadeydin
ama yine de güzeldin
okyanus gibiydin aslında
kabaracak gibiydin her an
bir tekne olsaydım alt üst edecek gibi yani
ama yine güzel kokuyordu hayalin
görmuyordum dusunemiyordum ayrıca
gözümü kamaştırmıştın
bu güldür diyordum elime battıkça dikenlerin
güldürür diyordum...
serap da degildin
dokunuyordum sana gercekten
fırtınaların üşüşüyordu bazı geceler dağlara
bir kuytuya çekiliyordum büzülüp
tirtir titriyordum
simdi kalbimin buz tutmuslugunda
çayıma şeker oldugun gunler geliyor aklımada
penceremde damlalar birikiyor
ellerim titriyor seni düsündükçe
bebeğini kaybetmiş bir anne yüreği gibi oluyorum
anlatamıyorum ki...
yaşıyorum...
yağmurunla geliyorsun gözlerime
her adımını duyuyorum
dolaşmaya başlıyorsun sonra ayak sesinle
her yere giriyorsun
  simdi sen yoksun ama aslında sen varsın
ne nefes almanın anlamı var
ne anlamını cözmenin hayatın
simdi yanıyor kalbim gozlerimin onunde
dokunsam kül olur dunyam
teslim oluyorum herseye öylece durup
boş bakışlarımı alıp eziyorum tavanda her yattığımda
daha bir buyuyor bu mahsunluk giderek
daha bir agırlasıyor yukum her gece
özlüyorum seni
 
 
6 janvier

değermi hiç boşyere küsme düşlerine...kader buluşturdu kader ayırdı. o inanmadı aşka.ayrılmam hadi kow beni yüreğinden..aşktan wazğeçmek yok.

 
Biz mi zamanı tükettik yoksa zaman mı bizi bilmiyorum.
Zaten bugünlerde hiçbir şeyi bilmek istemiyorum.
Kapattım dünyaya yönelik algılarımı
Tek başıma, kendimi, sessizliğimi dinliyorum.
Niye böyle olduk biz?
Niye yitirdik elimizdeki en değerli varlığı, aşkı?
Oysa ben hala seviyorum seni, öyleyse neden birlikte değiliz?
“Sevenler ayrılmaz, ayrılıyorlarsa sevmiyorlardır” derim ya hep o zaman söylesene, sen artık sevmiyor musun beni?
Galiba her şey bu sorunun cevabın da düğümleniyor.
Aslında bu sorunun cevabını biliyorum da, kendime itiraf etmek istemiyorum.
Hayır, sende cevap verme. Evet, artık seni sevmiyorum” deme bana, bu sözün ağırlığını taşıyacak gücüm yok.
Seni, seninle ilgili her şeyi düşünerek geçirmek istemiyorum, günlerimi,
Senin beni, en az benim seni sevdiğim kadar sevdiğimi hayal etmek istiyorum.
Böylesi daha kolay.
Biliyor musun? Aşkta verilen sözlerin hiçbir öneminin olmadığını şimdi anlıyorum.
O sözler sadece içinde anı bağlıyor
Bir saniye sonrası için bile söz vermemeli insan.
Zaten benim sana tıpkı şarkının sözleri gibi.
“Hani verdiğin sözler? Diyerek hesap sorma hakkım yok ki?
Ben bırakıp gitmene, ihanetine, yalanlarına ve alaycılığına karşın hala sevmekte diretiyorsam seni, bu benim sorunum olmalı.
Ben başa çıkmalıyım bununla.
Ağlayacaksam yalnız, isyan edeceksem yalnız, bağırıp çağıracaksam, küfürler savuracaksam, lanetler okuyacaksam yalnız olmalıyım.
Aşkın bu karanlık, bu kahredici, bu ezici, yok edici yüzüyle baş etmeyi de öğrenmeli insan.
Yinede teşekkür borçluyum sana. Sen olmasaydın, ben o mutlu ana asla kavuşamazdım biliyorum.
O şakılar asla bu kadar güzel görünmezdi, gözüme.
Hatırlıyor musun?”sen İstanbul’sun” derdim de sana, çocuk gibi sevinirdin.
Bilirdin benim İstanbul’a beslediğim aşkı.
İstanbul’dan kıskanırdın beni.
Seni İstanbul’a özleştirdiğimde,
“En büyük, rakibimi yendim” derdin…
Ama itiraf ediyorum, İstanbul artık o eski İstanbul değil benim için.
Senden sonra aynı tadı alamıyorum.
Seninleyken ne kadar çok el ele gezen çift görürdük, bu kentin sokaklarında.
Şimdi ya anlar azaldı ya da ben görmezlikten geliyorum.
Ama yoklar ortada, yoklar işte.
Bu aralar zaten hep aynı şiir var dilimde.
“Ha Ankara, çemizgezek, sende uzak olduktan sonra, ha İstanbul, ha başka bir şehir…
Galiba sevgilim, giderken sadece yüreğimi değil,
İstanbul’u da götürdün yanında
Öyle olsun, İstanbul seninle kalsın, hasretin benimle…
 
 
31 décembre

buğün bir başka yüreğim yanıyor..aşkıma haciz ğeldi sewdiğim.belkide olduğun yerde mutlusun, bense seninle bittiğim yerde duruyorummm..

 

Kapı çaldı. Gelen yine oydu işte. Son kaybedişimin hacizcisi. Zile basıyor, kapıya vuruyor, camdan bakıyor, içeri girmek istiyordu.

Her geldiğinde evde yokum numarası yapıyordum. Gidiyordu. Ama artık işe yaramıyordu. Bu kez ne gitmeye, nede vazgeçmeye niyeti yoktu.

Daha eve girmeden girdiğini, girebileceğini düşünüyor, sesimi çıkarmıyor, olduğum yere iyice saklanıyordum. Kaybetmek zoruma gidiyordu işte. Evimde istemediğim bir kişinin korkutucu varlığını hazmedemiyordum.

Günler geçiyor zaman hızla akıp gidiyordu. Ama o kapımda hala bekliyordu. Yorulmuştum artık. Sessizce beklemekten, dışarıya çıkamamaktan, pencereden bile bakamamaktan. Her ne kadar içeri almasam da özgürlüğümü kısıtlamasından yorulmuştum artık.

Bir gün yıllarca yapmadığım bir şeyi yaptım. Ona kapıyı açtım. O bile şaşırmıştı. “Gir içeri” dedim, ve “yapman gereken neyse onu yap”. “Korkmuyor musun benden artık” dedi. “İlk defa kapıyı açtığını görüyorum”. “Korkuyorum ve bunu iliklerime kadar hissetmek istiyorum” dedim. Güldü.

Önce kendi girdi içeri. Sonra yardımcıları. Evimin bütün odalarına girdiler. Her köşesine yerleştiler. Hayallerine el koyuyoruz dediler. “Tabi ki” dedim “sonuçta her kaybedişin bir bedeli vardır”. “Neden ağlamıyor yada sızlanmıyorsun, artık neden korkmuyorsun, neden kabullenişin bu kadar kolay?” dedi. Elimin içinde gizli olanı sımsıkı kavrayarak konuştum. “Sizde bunu istiyorsunuz ama artık bunu yapmayacağım. Evet korkuyorum ama işinizi yapın ve gidin artık evimden” diyebildim.

Yardımcılarına baktı. Alması gerekenlerin hepsini almıştı. “Bizden gizlediğin bir şey yok değil mi?” dedi.” Hayır” dedim. Elimdekini gizleyerek. Aslında biraz daha kalması gerekti ama iş bitince gitmeliydi. Kabullenişler hep canını sıkmıştı. Zira acı çektirmeyi severdi.

Gitti. Hayallerimin yegane hacizcisi KORKULARIM dı. Ve yardımcıları UMUTSUZLUKLARIM. Çok vakit sonra tekrar izleyebildim güneşin doğuşunu. Penceremden manzarayı. Hissettim özgürlüğün yegane tadını. Ne olduğunu anlayamadan gittiler. Anlamsızca korkularım ve umutsuzluklarım. Onların elinde benim kaybedişlerimin bedeli HAYALLERİM vardı. Benim elimde hayata yeniden başlamamı sağlayacak yeni hayallerimin tohumları UMUTLARIM… 

 

22 décembre

Seni Sewmek Yanlış İse , Ben Doğruyu İstemiyorummmm...

 

Anılar öptü dudaklarımı

(..çok zaman sonra belki de sen..)

sesi soluğu kesilmiş bir aşkın ortasından yürüyoruz
acılarımızı saramayacak kadar uzağız artık

kirpiklerimizde beslenen düşler,
yeni doğacak sevgililere miras
düşünüyorum da,
belki biz sevgiyi değil, hep ayrılığı büyüttük seninle
çıplak bedenlerimizden akan özlemler yanılttı bizi
yağmur yağarken anımsadığın ben değil,
yalnızlığındı belki de
ve ben yalnızlığını bile özledim desem,
beni duyamayacak kadar sessizsin artık

nakaratındayım anıların
beni bu gece dehlizlere sürükleyen Timur Selçuk,
babasının şarkılarını söylüyor
öyle hüzünlü, öyle hasret, öyle tutkulu
ben de senin şarkılarını söylüyorum
is gibi, sus gibi, öyle vurgulu
kaçırıp getireyim kendimi yanına bir an için desem,
sana sarılamayacak kadar yorgunum artık

dağınıklığını toparlarken odamın,
elimde kaldı bir kitabın içinden düşen resmin
göz göze geldik bir an,
gözlerinde ’seni seviyorum’ bakışın
kara çalılar ardına saklanan sinsi bir isyan kaşıdı yüreğimi
resimlerde kalacak kadar yabancı değildik o zaman
her şeyden önce dostumdun,
ıslak hüznümü bile varlığınla gülümsetebildiğim
şimdi gözlerinde yeniden kulaç atmak istiyorum desem,
mavilerinde yüzemeyecek kadar bitkinim artık

nerede yanlış yaptığımı itiraf etmedi aşk
ilam kağıtları birikmiş bir sevda duluyum
şarkıların sakiliğini tek başıma yapıyorum,
rakı makamına göre kadehe doluyor
bilirsin işte, artık sevmek istemeyen kadınlık halleri
an geliyor,
kalbim kanatlanıp göğüs kafesine girmek istiyor desem,
semalarında süzülemeyecek kadar yaralıyım artık

ağdalı sevdim seni ama yapışkan değil
sevmek çekip gitmekti gerektiğinde, bunu bildim
sadece şiirlerimde konuşabildim, bağıra..çağıra
kızdın ve kırıldın sitemlerimin tavşan dudaklarına belki ama
sevdim seni, ayazda..boranda
ah o sadekâr ellerin bedenime yeniden dokunsa desem,
ellerini bedenimde tutamayacak kadar titriyorum artık

bir kedi gözlerimin içine baktı
ruhumdan bir deniz geçti, dalgaları göğsüme çarpttı
antika bir fincanda iç çekişlerim kaldı
gül kurusu perdeler, mutluluğuma kapandı
anılar dudaklarımı öptü, dudaklarım sızladı
çok zaman sonra sen de öp beni desem,
öpüşlerimiz bizi yakacak kadar sıcak değil artık

ve sen, her şeye rağmen gelip, ’seni seviyorum’ desen,
bu iki kelimeden ölesiye korkuyorum artık..

Pelin Onay

 

18 décembre

ĞÜL BAHÇESİNDE AÇAN PAPATYAYI SEWMEKTİR ADI OLMAYAN SEWDA..DÜŞLERLE BESLEDİM HAYALLERLE BÜYÜTTÜM ...

 

Seni söylemek şiir olsa
her dize kapanırdı ayaklarına,
Her kelime sabah olup
dans ederdi pencerende,
Ümitler yaşardı çok eskilerden
Mutluluk alkışlardı sessizliğin içinde
Sanki başka bir mevsimin sözcükleriyle
Dudaklarımdan gitmezdin şiir gibi…

Seni söylemek şarkı olsa
her köşeye sızardı soluksuz nağmelerin,
Yanağıma değerdi azat edilmiş hasretin
Delikanlıca sarılırdı sol yanıma
isimsiz sevişmelerin…
Senin dudaklarınla öperdim
hüzünleri alnından,
Tenindeki son dokunuşuma
ezberletirdim sevgimin ezgilerini..
 


Seni söylemek deniz olsa
yalnız gemilerinin limanı olurdum

Işgal ederdim bütün kıyılarını
akşam kızılı bakışlarımla,
Hazan susuşlu yıldızları
kavuştururdum dalgalarına,
Islak saçlarımı örterdim üstüne
Öperdim usulca martı kanatlı umutlarını
Senin gözlerinde saklardım
kum tanelerinin mahremliğini,
Dalardım derinlerine
Sırlarını verirdim
Vurgun yemiş sevgilerin…
Ve seni sevmek ertelenmiş düşlerim olsa
Gecelere yürürdüm gözlerinle,
Hiç uyanmamak üzere

3 décembre

BAKTIM Kİ YÜREĞİ MÜHÜRLÜSÜN....

 

 Gazetenin genel yayın yönetmeni Orhan Zorlu, gazete binasından çıkarken düşünceliydi. Sosyal içerikli bir köşe için şimdiye kadar görüştüğü adaylar içine tam sinmemişti. Gazetenin sosyal içerikli bir köşesi olsun, yoksullar, muhtaçlar ve özellikle özürlülerin sorunlarını gündeme taşısın istiyordu.
Orhan Zorlu, yayın yönetmeni olduğundan beri, gazetenin tirajı da, buna bağlı reklam gelirleri de artmıştı. Çevresinden ve gazete üst yönetiminden tebrikler her gün geliyordu. Fakat o biliyordu ki, medya hayatında en ufak tökezlemesinde yerine başkasının getirilmesi sıradan bir şeydi. Bu nedenle hep yenilik ve daha iyiye doğru neler yapılabileceğini düşünürdü. Fakat bu sosyal içerikli köşe tamamen bu çabalarının dışındaydı. Bu konuda tirajı filan düşünmüyor, faydalı bir amaç içeren böyle bir köşeyi gönülden arzuluyordu.
Böyle bir köşe için bulacağı kişi empatiyi bilen, empatiyi yaşayan yani kendisini başkasının yerine koyarak düşünebilen, duygulu bir insan olmalıydı. Kimseyi hor görmemeliydi. Şimdiye kadar ki adaylar da bunu yeterince görememişti. İpuçları, pırıltılar vardı ama yetmiyordu işte. Kimisi köşe hakkında soru sormadan maaşı soruyor, kimisini denemek için, “İş adamlarını üzecek haber yapmanı istemeyiz” deyince de hemen yelkenleri indirip, “Nasıl isterseniz efendim” diye teslimiyetçi, kişiliksiz tavırlara giriyordu. Bu tür adayları gördüğünde Orhan Zorlu öfkelenip içinden “Benim her dediğimi yapacaksan, kendi fikrin önemsiz se, seni ne yapayım, köşeyi de kafama göre oturur kendim yazarım” diye düşünüyor. Sonra adayı gönderiyordu; “-Teşekkür ederim, tüm adaylarla görüştükten sonra adayların hepsine bilgi mektubu göndereceğiz” deyip, başından savıyordu.
Bu gün görüşeceği son adayla, bayan Ayşegül Çankırılı ile bu köşe fikrinde son kararını verecekti. Önceki adayların yapaylığı, samimiyetsizliği nedeniyle ümitsizdi. “Bu sosyal köşe konusunu büyük ihtimalle rafa kaldıracağız” diye düşündü.
Gazeteden çıktı ve hemen yakındaki kafeteryaya yürüdü. Yoğun bir insandı, görüşme ile akşam yemeğini bir arada halletmeyi planlamıştı.
Kafeteryaya girdi ve garsona buluşacağı bayanın ismini ve kim olduğunu söyledi. Garson, köşede oturan bayanı işaret etti. Genç ve güzel bir bayan köşedeki masada oturuyordu. Orhan Zorlu, “Genç ve güzel bir bayan, sosyal konulara kendini ne kadar verebilir ki!” diye düşünüp, suratını buruşturdu. Masaya vardı, gülümsemeye çalışarak elini uzattı;
-Merhaba, ben Orhan Zorlu.
Genç kız, kalkmadan elini uzattı;
-Ben de Ayşegül Çankırılı.
Genç kızın ayağa kalkmamasına bozulmuştu ama bir şey demeden oturdu.
-Buyrun Ayşegül hanım. Konuyu biliyorsunuz, sosyal içerikli bir köşe için halkın içinden, konulara daha yakın bir yazar adayı arıyoruz. Bu konuda düşünceleriniz nedir, hedefleriniz nedir.
-Başvuru formunuzda, özellikle özürlülerin yaşam sorunları konusunu da belirtmiştiniz.
-Evet, bu konu fazla işlenmiyor, gündeme gelmiyor. Genel sosyal konuların içinde bunu ön plana çıkarmayı tercih ederiz.
-Ben genel sosyal konuları da takip ediyorum ama ben de özürlüler konusunu daha çok incelemek, daha çok ön plana getirmek istiyorum. Zaten başvuru sebeplerim içinde en çok bu etkiledi beni.
Orhan Zorlu, genç kızı şöyle bir inceledi. “Beni etkilemeye çalışıyor galiba” diye düşündü.
-Özürlü bir arkadaşınız mı var?
-Yakın arkadaşlarım içinde yok.
-Özürlü bir akrabanız mı var?
-Hayır.
Orhan Zorlu sesini biraz sertleştirerek;
-Bakın hanfendi, biz laf olsun diye bir köşe açmak istemiyoruz. Mesela ne yazacaksınız özürlü yaşamıyla ilgili.
Genç kız bozuntusunu belli etmemeye çalıştı;
-Bir özürlünün otobüse binmesi, kaldırımdan kaldırıma özürlü arabasıyla geçmesi dahi ne kadar zor. Bunları insanlara hatırlatmaya, çözüm bulmaları için teşvik etmeye çalışacağım.
-Özürlüleri az da olsa gözlemlemişsiniz, ama yeter mi. Bir özürlünün ruh halini anlayabilir misiniz.
Orhan Zorlu’nun sesindeki hafif öfkeli, hatta küçük görücü tona aldırmamaya çalıştı.
-Sanırım
-Sanırım, sanırım. Nerden anlayacaksınız hanfendi. Empati nedir biliyor musunuz ?
-Şu anda uyguluyorum.
Orhan Zorlu’nun sesindeki öfke yerini şaşkınlığa bıraktı.
-Nasıl !
-Kendimi sizin yerinize koyup, öfkeli halinizi anlamaya çalışıyorum.
Önceki adaylar, Orhan beyin huyuna gidip, öfkeli ses tonunda, yatıştırıcı konuşmaya çalışmışlardı ama bunun sesinde böyle bir amaç olmadığı belliydi.
-Bakın herşeye hazır cevapsınız, belli ki güzel bir bayan olmanız sizi şımartmış. Ama kusura bakmayın ki bu köşe için daha ciddi şartlar arıyoruz.
Ayşegül sesini ciddileştirdi;
-Ben güzelliği ile ön planda olmaya çalışan biri değilim. Adayınızda aradığınız ama bende bulamadığınız ayrıntı nedir ki?
Aday’ın hiç alttan almayan tavrına iyice şaşırmıştı.Genç kız devam etti;
-Bir insanı anlamak, halini düşünmek için, her şartta onun gibi olmak gerekmez ki. Az önce dediğiniz gibi empatiye yeterince vakıf olan, kendisini gönülden başkasının yerine koyabilen biri, bence bunu başarabilir.
Orhan Zorlu, genç kızın bu hazır cevaplığını içinden ‘ukala’ olarak tanımladı. Çantasından birkaç kağıt çıkardı.
-Arkadaşlar, ‘kişilik çözümleme testleri’ diye birkaç soru hazırlamış.
Bir an durdu, sorulara göz gezdirdi; ” En sevdiğiniz şarkı, sanatçı, şair, yazar, son okuduğunuz kitap” sorular böylece uzayıp gidiyordu. Bunlara vakit ayırmak bile sıkıcı geliyordu aslında.
-Bu sorulara cevaplarınızı alalım. Gerçi bana çocukca geliyor ama neyse. İlk soru; en sevdiğiniz şarkı ?
Genç kız bir an düşündü ve duyulmamış bir şarkı mırıldandı;
- El ele kırlarda koşsak seninle, doyasıya , içten gülsek seninle
-Ooo, şarkılarla aranız çok iyi. Duyduğunuz şarkıları hemen ezberliyorsunuz galiba.
-Bu duyduğum bir şarkı değil, sözleri bana ait, benden başkasının pek bilmediği bir şarkı.
Orhan Zorlu, test kağıtlarını asabi asabi toplayıp çantaya koydu.
-Çocukça olduğunu biliyordum zaten.
Tekrar bakışlarını genç kıza çevirdi;

-Bakın genç hanım, ben başarılı bir gazeteciyim, belki takip ediyorsunuzdur, başarılı da bir yöneticiyim. Bu başarımı insanları gözlememe, kısaca insan sarrafı olmama borçluyum desem yalan olmaz. Ön yargılı olmamaya çalışıyorum ama sizin hakkınızda fazla umutlu değilim.
Orhan bey, hala genç kızın yalvaran bir ifade tarzına geçmesini bekliyor, geçmeyince de “Maddi durumu iyi demek ki “ diye düşünüyordu.
-Hayırdır Orhan bey. Hem ön yargılı olmamaya çalışıyorum diyorsunuz, hem de benim hakkımda yargıya varmışsınız bile. Nedir sebebi.
-Açık sözlü olacağım için kusuruma bakmazsınız umarım.
-Buyrun.
-Masanıza gelip elimi uzattığımda, ayağa kalkma nezaketinizi bile göstermediniz. Bu kendinize güvenden de kaynaklansa, ihtimal amiriniz olacak birine saygısızlık görüntüsü vermez mi sizce.
Genç kızın yüzünde buruk bir gülümseme dolaştı. Bir an sanki cevap verip vermemek için düşündü;
-Başvuru formunda ayağa kalkma şartını göremedim.
-Ben kendimi sert sanırdım, siz daha sert cevaplar veriyorsunuz. Bu gün sol tarafınızdan mı kalktınız nedir.
-Ben hiçbir zaman sol tarafımdan kalkmam…
Orhan bey, bu cevabın manasını tam anlayamayıp, kızın yüzüne bakarak çözmeye çalıştı. “Dindar olduğunu mu ima etmek istedi acaba “ diye düşündü.
-Anlaşılan bu işe fazla ihtiyacınız yok, sizi fazla tutmayım. Genç kız sesindeki hüzünlü buğuyu engelleyemedi.
-Maddi olarak mı, manevi olarak mı?
Orhan bey bu asi genç kıza küçümser gözlerle baktı ve sesindeki vurguya dikkat ederek adeta heceler gibi konuştu;
-Sizin bu işe hangi açıdan ihtiyacınız var, maddi mi, manevi mi ?
Genç kız, başını dik tutmaya çalıştı;
--Yanılıyorsunuz, ihtiyacım var.
Yemeği bitmişti, hesabı ödeyip ayağa kalktı, elini uzattı;
-Ayşegül hanım, bu görüşme değerlendirilecek ve diğer adaylarla beraber size de sonuçları göndereceğiz.
Orhan Zorlu’nun yüzü bir anda allak bullak oldu, genç kız konuşmasındaki ikazına rağmen yine ayağa kalkmamıştı. Kızın uzattığı eli sıkarken çoktan kararını vermişti, “ ‘Sosyal Köşe’ işi belirsiz bir tarihe kadar rafa kaldırılacak” diye.
Kafeteryadan çıktığında düşünceler içindeydi. Kızgınlığının arkasında bir şeyler öfkesini frenliyor gibiydi. Sislerin ardından bir düşünce belirip kayboluyor gibiydi. Sonunda kendisini rahatsız eden cümle aklına geldi, ‘SIZI’ adlı öykü kitabında rastladığı o cümle; “Büyük insanlar, görünen sebeple karar vermezler, çünkü görünen sebebin de, görünmeyen bir sebebi olabilir” yazıyordu. Önce boş vermek istedi, “Saygısız davrandı, ukalalıktan başka ne sebebi olacak ki bunun.” Diye düşündü. Sonra, iç huzursuzluğunu böyle yenemeyeceğini anladı. Döndü, kafeteryanın çıktığı kapısından değil, uzaktaki kapısından içeri girdi. Bakışlarındaki öfke kaybolmamıştı. Uzaktaki bir masaya oturdu ve genç kızı gözlemeye başladı.
Genç kızın bakışlarına hüzün ve umutsuzluk yerleşmişti. Önündeki meyve suyunu bitirdikten sonra garsona seslendi. Orhan Zorlu “Ben hesabı ödemiştim, garsona niye sesleniyor acaba ?” diye düşündü.
Garson, genç kızla konuştuktan sonra uzaklaştı, dönüşünde elinde bir çift koltuk değneği vardı. Orhan Zorlu, burun damarlarının sızladığını, içinin sıkıştığını hissetti. “-Demek, demek sol ayağın olmadığı için, hiç sol tarafından kalkmadığını söyledin ha… Oysa bu gün ben sol tarafımdan kalkmışım. Ayağa kalkmamasının nedeni de buymuş ha..” Gözünde beliren yaşları çaktırmadan silmeye çalışarak, başka kapıdan çıkıp genç kızı izlemeye devam etti. Genç kızın, bir taksiye binip gideceğini sanıyordu ama otobüs durağına yürüyüşünü, zorlukla binişini gözledi.
Orhan Zorlu, öfkeyle söylendi; “İnsan sarrafı Orhan Zorlu ha… yazıklar olsun sana. Kızcağız zorda olduğuna dair ipucu bile vermemeye çalıştı, yalvarmadı, hep başı dik durdu, özürlü oluşunu bile sakladı… sen ne yaptın.” Çantasından formları çıkarıp, ‘Ayşegül Çankırılı’ başlıklı forma ‘uygundur’ diye yazıp imzaladı. Sonra hayatta bir defa duyduğu şarkıyı gözyaşlarıyla mırıldanarak yürümeye başladı; “El ele kırlarda koşsak seninle, doyasıya, içten gülsek seninle”

"TÜM ENĞELLİLERİN BUĞÜNÜ KUTLU OLSUN..."
6 novembre

tümCeLeriMin boYun büKüşLeriNe aLdıRma yaR!

 

y1p5riq2MJUMwiCSdWft6e4sO3o64ff6Wx_XXQoJ_C9D4rDzs2g5o-KdyGq9eIAZNMd 

 

Belki bugün seni son kez özlüyorum

Nedenini bilmediğim bir rahatlama
Belki bugün senin için son kez acıtıyorum içimi
Soluk yüzümün gereksiz hali ağlama

İnce bir çizgide yürümüyorum bugün
Dağıttığın hayatımı topluyorum
Son kez kalbimin senin için hızlı atmasını istiyorum
İz bıraktığın yaralarıma son kez acıyarak bakıyorum bugün

Üzüldüğüm şey senin bitmiş olman değil
Benim gerçekleşmeyen hayallerim
Dilimin ucunda kalan son tadın
Yanaklarımı ıslatan yalnızca aşkın değil

Hızla çoğalan anılar boğuyor bugün
Avcumda gördüğüm yüzünü çarpıyorum yüzüme
İnandığım her şeyden uzaklaşıyorum bugün
Son kez hatırladım sözlerini,özgürce çarptığın yüzüme

Seni kırıdığım için son kez üzülüyorum
Son kez senin için kendimle yüzleşiyorum
Gözyaşım yine çok fazla ve ben son kez bu kuru toprağını ıslatıyorum
Sana son kez sevdiğimi sessizce bir şeytan gibi fısıldıyoruım

Sana hayranlığımı bugün ilk kez dile getiriyorum
Hayatımı kusursuzluğunla güzelleştirmiştin
Seni bugün ilk kez kayıp bir portre gibi hayatımda görüyorum
Hayatıma girip beni ölesiye nasıl da büyülemiştin

Sana ulaşamamamın korkusunu bugün son kez yaşıyorum
Ama sana hiç ulaşamamış olmam bu korkuyu daha çok büyütüyor.
Seni kaybetme korkusunu bugün aşıyorum İŞTE!
Seni sana asla ulaşamayacağım sonsuzluğa yolluyorum.

Sensiz yaşamayacağımı son kez düşünüyorum.
Bugünü son günümmüş gibi yaşamak istiyorum.
Doyasıya senin olmayı son kez istiyorum.

Mükemmel bir ölüm diliyorum aşkım için…